<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237</id><updated>2011-08-26T14:35:28.518+03:00</updated><title type='text'>Kitab-ul Kara</title><subtitle type='html'>Mutlu sonla biten hikayeler yarim birakilmis hikayelerdir, mutlu sonla biten hikayeler yalanlardir. Artik yalanlardan bikanlar icin buyrunuz, Kitab-ul Kara</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Kitab-ul Kara</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17521619055006905651</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>16</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-4892503173340311467</id><published>2010-11-29T03:31:00.002+02:00</published><updated>2010-11-29T04:09:12.961+02:00</updated><title type='text'>Kaosun Icindeki Duzen</title><content type='html'>Hicbir zaman duzenli bir insan olamadim. Hersey karisiktir benim icin. Odam, iliskilerim, kafamda birbirinden ayri buyuyen milyonlarca dusunce. Kaos teorisine siddetle bagliyimdir. Boyle soyleyince sanki anarsist bir grubun uyesiymisim gibi gelmesin aslinda gayet bilimsel bir teoridir.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaos teorisi der ki "herhangi bir sistemin ortaya cikardigi sonuclar, sistemin beslendigi girdilere asiri duyarlilik gosteriyorsa, bu sistem kaotik bir sistemdir". Baska bir deyisle, eger bir sisteme farkli degiskenler girerseniz elde edeceginiz sonuclar cok degisiktir cok basit gibi duruyor degil mi?Isin ilginc yani ise bundan sonrasi. Bu teoriye gore zaman tum sistemlerin ortak degiskenidir. Yani bir sistemde diger tum degiskenler ayni olsa bile farkli zamanlarda yapilan girisler tamamen farkli sonuclar ortaya cikarir. Sistemin en onemli degiskeni degismistir. Herseyi ayni yapsaniz bile bir daha asla ayni sonucu alamazsiniz kaotik sistemlerde. Heraklitos'un "Ayni derede iki kere yikanil(a)maz" lafini getiriyor aklima ama biraz daha karisik sanki. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Simdi bir dusunun her birimizin beyni; icine duyularimiz, dusuncelerimiz, anilarimizla farkli girdiler koyabilecegimiz birer sistem ve girdilerin ne zaman girildigine gore ortaya cikan sonuclar farkli. Yani dusunun bir kere, yolda gordugunuz dilencinin kirmizi coraplari yerine, mavi coraplari olsaydi ona karsi bakis aciniz degisecekti. Eger bugun delicesine asik oldugunuz insanla tanismaniz yarim saat gec olsaydi belki bugun ondan nefret edecektiniz. Belki de yarim saat erken dogsaydiniz tum hayatiniz degisecekti. Tum dunya sonsuz kaotik sistemlerin ayni anda isledigi inanilmaz bir sistemler butunu. Inanilmaz bir rastlantisal duzen... Bugun bir insanin kendini iyi hissetmemesi ve calistigi benzin kuyusundan 2 kilo daha az petrol cikmasi belki de bundan 10 yil sonrasinda bir savasa yol acacak. Belki bugun tanistiginiz bir insan bundan seneler sonra hayatinizi kurtaracak. Belki bugun patronunuzun esiyle kavga etmesi bir kac ay icerisinde terfi etmenize sebep olacak. Belki bugun bir insanin hayatinin kurtulmasiyla siz daha erken oleceksiniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Belki de su anda bu yaziyi okudugunuz icin hayatinizin en onemli firsatini kacirdiniz...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-4892503173340311467?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/4892503173340311467/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2010/11/kaosun-icindeki-duzen.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/4892503173340311467'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/4892503173340311467'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2010/11/kaosun-icindeki-duzen.html' title='Kaosun Icindeki Duzen'/><author><name>Eris Quod Sum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05362229697929115169</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-3745442852568099565</id><published>2010-11-27T02:37:00.003+02:00</published><updated>2010-11-27T03:06:33.914+02:00</updated><title type='text'>Yer-u-Shalayim</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;Eski pusku bir tavernayi anlatiyor dinledigim sarki. Daha dogrusu o anlatmiyor da ben sarkiyi dinledikce eski pusku bir tavernanin detaylari canlaniyor gozumde.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space:pre"&gt; &lt;/span&gt;Elinde yarisana kadar ucuz bir sarapla doglu bardakla sarki soyluyor kadin. Cirkin elbiselerinin icinde tum guzelligiyle, oturmaktan cok yaslanmis arkasindaki uzun tabureye. Koyu kirmizi elbisesi kendisinden daha az yipranmis... Sesinde sanki sigara dumaninin getirdigi bir bugu var. En neseli sarkilari bile sesinde bir huzunle soyluyor. Ya da ben dilini anlmadigim icin bana oyle geliyordur belki. Etrafta insanlar kendi hallerinde ickilerini yudumluyorlar ve sadece kendi isleriyle ugrasiyorlar. Oysa ben sadece kadina bakabiliyorum, sadece onu dinleyebiliyorum, oysa kadin sadece sarkilari ve sarabiyla mesgul. Disarida bir pazar dagiliyor. Insanlar evlerine yetismeye calisiyorlar. Tekin degil geceler hic kimse icin. Pencereden basi bagli bir kadin gorunuyor, elindeki torbayi tasimaya calisirken bir yandan da cocugunu cekistiriyor evine dogru. Bacaksiz bir adam dileniyor yikik kaldirimda. Sehrin isiklari tek tuk ve bunlarinda anca  yarisi yanmaya baslamis. Digerleri cansiz bir durgunluk icinde karanlikta sessiz, hareketsiz ama dimdik duruyorlar. Citlerin arkasindaki insanlar gibi tipki, gozunde fer kalmamis ama hala ayakta duran, inatla yasayan insanlar. Camiden muezzin aksam namazina cagiriyor insanlari, papaz ile haham o gelene kadar kendi aralarinda bir el tavla oynuyorlar. Eski masa ortulerinin renkleri artik secilmiyor. Sarabima gidiyor elim bir kez daha dudaklarimda sicak bir islaklik. O bugulu sese birakiyorum kendimi, tavernaya bir adam giriyor. Anlamadigim baska bir dilde bagirmaya basliyor. Etraftaki insanlar cigliklar atiyor, masalarindan kalkip kacmaya calisiyorlar. Oysa ben sadece kadina bakabiliyorum, sadece onu dinleyebiliyorum. Az once bagiran adam elinde tuttugu alette bir dugmeye basiyor, kadinin sesi susuyor, citin arkasinda, gocmen kampinda dik duran adam sesten irkilip egiliyor, bacagi olmayan adam kosamiyor, cocugunu cekistiren kadin yere dusuyor, ve ben buyuk bir gurultunun icinde sessizce, Kudus'ten binlerce kilometre uzakta kulaklarimda bir Israilli kadinin bugulu sesiyle can verip, kendi odamda gozlerimi aciyorum. Bir yas suzuluyor gozumden, bir ciglik yukseliyor... Odamin duvari Aglama Duvari oluyor agliyorum, oldurdugum gunlerim icin namaz kilip Mescid-i Aksa'da, kendimi Galgotha'da carmaha geriyorum...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-3745442852568099565?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/3745442852568099565/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2010/11/yer-u-shalayim.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/3745442852568099565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/3745442852568099565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2010/11/yer-u-shalayim.html' title='Yer-u-Shalayim'/><author><name>Eris Quod Sum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05362229697929115169</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-5734434318251645264</id><published>2010-11-27T02:17:00.001+02:00</published><updated>2010-11-27T02:34:31.588+02:00</updated><title type='text'>Tanri Din ve Insan II</title><content type='html'>&lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt;(Bu yazidan once birinci bolumu okumanizi tavsiye ederim...)&lt;/p&gt;&lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Bu bolumde insanlarin Tanriyi nasil dusunduklerini ve Tanri dedigimizde aklimizda ne canlandigi konusu uzerinde durmak istiyorum.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Birinci bolumde insanlarin tanri dusuncesini cevrelerine bakarak olusturduklari konusu uzerinde durmustuk. Bu asamada bu konuya tekrar donmek faydali olacaktir cunku baslangicin nasil oldugunu bilmek konuda ilerlerken onumuzu gormemizde faydali olacaktir.  &lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Daha once bahsettigimiz uzere insan bir tepenin basina cikip etrafina baktiginda gordugu seyler henuz cok genc olan insan akli icin gercekten inanilmazdi. Etrafinda gunes herseyi isitiyordu, yildizlar ve ay geceleri gormesini sagliyordu, hayvanlar birbirlerini avlayarak hayatlarini surduyorlardi, bitkiler inat derecesine varan bir sabirla iklim kosullarina karsi koyuyorlardi, yagmurlar bir yandan hayat verirken bir yanda sel olup can aliyorlardi, yildirimlar yer yuzune alev saciyorlardi.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Elbette kendisi disinda olanlar haricinde kendisinin yaptigi seyler vardi. Kendini isitmak icin ates yakiyordu, gece gorebilmek icin yine bu atesi kullaniyordu, doymak icin avlaniyor veya bitkilerden yiyecek topluyordu, kis geldiginde sicak bir yer buluyor uzerine ne bulursa ortup korunmaya calisiyordu, su buldugunda doyasiya iciyor fakat seli gordugunde olabildigince hizli kaciyordu. Insanin yaptigi herseyin belirli bir sebebi vardi. Bunu fark ettiginde yaptigi soyutlamalar sebebiyle kendisinden ustun varliklar olarak gordugu Gunes, ay, yildizlarin vs. da yaptiklari herseyde bir sebep olmasi gerektigini dusundu. Elbette bu sebeplerin en acigi bu varliklarin bazilarinin iyi bazilarinin ise kotu varliklar olmasiydi. Gunes iyi bir varlikti bu yuzden onu isitiyordu. Karanlik ise kotu bir varlikti bu yuzden gormesini engelleyerek onu kolay bir av haline getiriyordu. Insan artik kendi davranis bicimlerinin fakina variyor ve bu farkina varma sirasinda kendisinde ve cevresinde iyi ve kotuyu gormeye devam ediyordu. Eger kendisi iyi ve kotuyu bir davranis bicimi (karakter) olarak gosterebiliyorsa, kendisinden ustun olan ve iyi ve kotu ozelliklere sahip olan varliklar da (gunes, ay, gece, yildizlar, tanrilar vs.) belirli bir karaktere sahip olmaliydilar.  &lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Bu varsayimla insanlar yine kendilerinden yola cikarak kendilerinden ustun olarak gordukleri varliklara ve tanrilara iyi ve kotu haricinde farkli karakter ozellikleri yakistirmaya basladilar. Soyutlama yetenegimiz yine is basindaydi. Eger kotuluge mutlak kotu tanri yol aciyorsa, ve dunyada kotu insanlar varsa, o halde kotu insanlarin ozellikleri mutlak kotu tanrida da var olmali. Yine ayni mantikla iyi insanlardaki ozellikler mutlak iyi olan tanrida da var olmali.  &lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Ama burada bir sorun vardi. Cunku insanlar surekli olarak iyi veya surekli olarak kotu degillerdi. Demek ki bazen mutlak iyi tanriyi bazen ise mutlak kotu tanriyi takip ediyorduk. Fakat mutlak iyi tanri kendisinin neredeyse tam olarak ziddi olan mutlak kotu tanrinin davranislarini sergilemeyecegine gore o, dunya uzerindeki tum insanlarin iyi ozelliklerine sahipken ayni zamanda asla bu iyi ozelliklerden vazgecmemeliydi. Ayni seyi mutlak kotu tanri icin de soylemek mumkun.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Dolayisiyla insanlar kendi hayatlarindan yola cikarak yarattiklari tanrilara yeni bir ozellik daha eklediler. Hepsinin kendi karakterleri vardi ve hic biri bu karakterini degistirmiyordu. Insanin degisken karakteri karsisinda tanrilarin degismez karakterini ortaya koyan din yine iyi ve kotuye bir atif yaparak eger gercekten iyi olmak istiyorlarsa karakterlerini asla kotu yonde degistirmemeleri gerektigini ve bu konuda orneklerinin tanri oldugunu gostermekteydi.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Fakat her ne kadar karakterlerini sabit tutmaya calissalarda insanlar yine de bazen iyilik bazen kotuluk yapiyorlardi. Bazi gunler yemeklerini paylasiyor birlikte ates yakiyor, birlikte avlanip birlikte yasiyorken bazi gunler birbirlerini olduruyor, tecavuz ediyor, yemek uzerine kavga ediyorlardi. O halde acikti ki iyi ve kotu tanrilar insanlar uzerinde hukmetmek icin carpisiyorlardi. Bazen iyi tanrilar galip gelirken bazen kotu tanrilar ustunlugu ele geciriyorlardi. Insanlarin degisken karakter yapisi bundan kaynaklanmaliydi ne de olsa kendilerinden kat kat ustun olan  gunes, yildirim ve ruzgar gibi varliklar onlar uzerinde buyuk etkiye sahiptiler.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Iste boylece insanlar Mutlak Iyi ve Mutlak Kotu arasindaki savasi baslatti. Ilk cephe kendi karakterleriydi. Elbette davranis seklinin, karakterin dusuncelerden ve beyin aktivetelerinden kaynaklandigini bilmeyen, bulundugu kosullarin dusunce yapisini etkilediginden pek de haberdar olmayan bu insanlar karakterlerinde degisimi aciklamanin bir yolunu bulmaliydilar. Bu konuda ruh kavrami araya girerek bu konuyu cozdu. Ruh kavraminin ortaya cikisiyla tanrilarin, dogrudan insanlarin icinde bulunan ve duygu, davranis, ve dusuncelerini ortaya cikaran sey bulunmus oldu. Insanlar iyi ve kotu yonlerinin bu ruhtan geldigini dusunuyorlardi ve tanrilarin da bir ruhu oldugunu dusunmeye basladilar. Elbetteki tanrilarin davranislari en ust duzeyde veyahut daha once kullandigimiz haliyle mulak davranislar olduguna gore ruhlari mutlak bir kuvvete sahip olmaliydi. Bu sayede tanrilar bu mutlak gucu kullanarak insanlarin ruhlarina egemen olabiliyor ve onlari iyiye veya kotuye yonlendirebiliyorlardi. Bunun yanisira, insanlar tanrilari veya kendi ruhlarini goremedikleri fakat tanrilar onlarin ruhlarini yonlendirebildigi yani onlarin ruhlarini gorebildigine gore ruhlarin bulundugu farkili bir dunya olmaliydi. Boylece en ilkel haliyle oteki dunya kavraminin temeli atilmis oldu. Iyi ve kotu tanrilar arasindaki savasa donecek olursak; ruhlar aleminde yasayan tanrilar insanlarin ruhlarini gorebiliyor ve hatta onlari kontrol edebiliyorlardi. Dolayisiyla ne kendi ruhunu ne de tanrilarin ruhlarini goremeyen insan ruhsal boyuttan yapilacak bir saldiriya tamamen acikti. Ruhuna bagli olan bedeni ise ruhu ne isterse onu yapacagina gore, eger kotu bir tanri ruhunu ele gecirirse insan adam oldurebilir, tecavuz edebilir ve bu kotu tanrilara taparak onlari daha guclu kilabilirdi. Elbetteki ayni seyin tersi de gecerliydi. Eger iyi bir tanri bu ruhu ele gecirirse insan iyi tanriya tapacak ve iyi tanri guclenecekti. Bu yuzden tanrilar insanlarin ruhlari icin savasiyordu. Bu basit ve en ilkel dinde bile gorulen ozellik gunumuze kadar gelmis ve modern tek tanrili dinlerde seytanin insani kotuluge cagirmasi metaforunun temelini olusturmustur.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; O halde yeni model tanrilar iyi ve kotu haricinde karakterleri degismeyen, ve birbirleri arasinda savas halinde olan varliklardi ve birbirlerine zit ozelliklere sahiptiler. Savas – Baris, Duzen – Kaos, Ask ve Sehvet – Korku ve Nefret... Elbetteki tanri karakterlerinin olusmasinda dogadan alinan ozellikler de onemli yer tutuyordu. Hava, toprak, su, ates ve bunlarin her birinin dogadaki farkli sekilleri (hafif bir meltem ve kuvvetli bir firtina, verimli ve verimsiz toprak, yildirim ve gunes gibi) farkli tanrilarin ozelliklerini olusturdular. Kisaca insan hala cevresinde ve kendisinde gorduklerini soyutlayip ulasilmaz ozellikler haline getiriyor ve bu ozellikleri kendisinden cok cok ustun varliklara atfediyordu.  &lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Tanrilari insan yasami ve doga olaylari ile eslestirmede en ileriye gitmis irklardan biri Eski Misirlilardir. Eski Misir tanrilari birbirleriyle o kadar ilginc iliskilere ve o kadar karmasik kavgalara girismislerdir ki dunya uzerindeki en ilginc hikayeler bu din sisteminden cikmistir. Osiris kardesi Isis ile mutlu bir evlilik yasamaktadir. Osiris’in diger kardesi Set ise bu iliskiyi ve ozellikle Isis’i kiskanmaktadir. Bu yuzden Osiris ile savasir. Bu kardes kavgasindan galip cikan Set, Osiris’i tekrar yasama donmesini onlemek icin parcalara ayirir. Osiris’in yasini tutan Isis ise Osiris’in kalan parcalarindan tanri Horus’u yaratir. Bundan sonra ise Horus ile Set arasinda sonsuz bir savas baslar.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Eski Misir tarihi hakkinda detayli arastirmalar gostermektedir ki tum bu olaylar Misir tarihindeki belirli donum noktalarini mecazi bir anlatimla kayda gecirmektedir. En basit ornegiyle yukaridaki hikayeden cikarabilecgimiz toplumsal olay Eski Misir’da endogaminin (kardes veya akraba evliligi) hukum surdugu ve bazi kardeslerin diger kardeslerini kiskandiklari icin olumlere sebep olduklaridir. Eski Misir hakkinda yapilan incelemeler bu durumun dogrulugunu kanitlamistir. Fakat Osiris ve Set arasindaki hikaye elbette iki insan arasindaki dusmanliktan fazlasidir cunku daha once bahsettigimiz uzere insan aklinin soyutlama ozelligi bu hikayeleri gercekte yasananlardan farkli olarak yansitmaktadir. Zaten dinin amaci olaylari bire bir anlatmak degil, olaylar arkasindaki iyi, kotu veya ahlaki dusunceleri insanlarin ilgisini cekecek sekilde sunup onlari bu sekilde mutlak iyiye yoneltmektir. (Bu yuzden Osiris Eski Misir’daki en guclu iyi tanrilardan biri kardes Set ise en guclu kotu tanrilardan biridir.)&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Fakat Eski Misir dininin en iyi yaptigi seylerden biri de tanrilara verdigi karakterler ve onlari resmedis seklidir. Hepimiz bir sekilde sahin basli Horus’u, cakal basli Anubis’i veya ne oldugunu hala anlayamadigmiz bir hayvanin kafasina sahip Set’i bir yerlerde gormusuzdur.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Eski Misir tanrilarin resmedilmesine guzel bir ornektir fakat tek ornek degildir. Antik caglara baktigimizda Cin ve Japonyadan baslayip Aztek ve Maya’lara kadar, Iskandinavya’dan Afrika collerine kadar her cografyada tanrilar bir sekilde belirli bir maddi goruntuye burunmustur.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Dunyanin dort bir yaninda tapinaklarda tanrilar resmedilmis, karizmatik, yakisikli, guzel, guclu, veya korkutucu sekillere sokulmustur. Bu islem sirasinda daha once dedigimiz gibi hem insanin ozellikleri kullanilirken hem de dogadan yardim alinmistir. Horus sadece iyi degildir ayni zamanda eski Misir’dan bu yana asaletin simgesi olan sahinin basina sahiptir. Thor sadece guclu  ve cesur degildir ayni zamanda yildirimlari kontrol eder vs. Burada en onemli noktalardan biri bu tanri figurlerinin insani andirmasindan ziyade sahip olduklari olagan ustu yetenekler ve atildiklari olagan ustu maceralardir. Bu konuyu detaylandirmadan once uc buyuk tek tanrili dinin ortaya cikisindan onceki insan hayatina deginmeye calisalim.  &lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Eski caglarda insan hayati belirli bir dongu icerisinde gecmekteydi. Ozellikle tarimin ve hayvanciligin belirli olcude gelismesiyle birlikte insan hayati temel olarak mevsime gore ekim bicim islerini yapmak, suru hayvanlari ile ilgilenmek, evde kullanilmak uzere esyalar hazirlamak ile gecmekteydi. O donemde insan hayatindaki heycan verici olaylar, yasanilan yerde bir ciftin evlenmesi, surudeki bir hayvanin dogum yapmasi veya mahsulun iyi gelmesiydi. Bu hayat tarzi artik alisilagelmis bir duzen olusturmustu. Baska bunlardan daha da ilginc bir olay yasanilan yere bir gezginin veya farkli yerlerden tuccarlarin gelmesiydi. Iste bu noktada insanlari etkileyen birseyler cikardi. Cunku bu yeni gelenler onlara hic bilmedikleri yerlerden haberler getirerek, hikayeler anlatarak bir nevi yasadiklari hayatin siradanligini gozler onune sererlerdi. Ozellikle hukumdarlarin yaptigi savaslar, kahramanliklar veya islenen suclar ve nasil cezalandirilidiklari, diyar diyar gezenlerin bilinmeyen cok cok uzak topraklarda gordukleri, o zamanlarda cok basit bir hayat suren insanlara inanilmaz olaylar olarak gorunurdu. Bu hikayelerden begenilenler dilden dile dolasir ve bire bin katilarak anlatilirdi.  &lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Cok basit gibi gorunse de yukaridaki ornek insanlar icin cok onemlidir ozellikle bildigimiz anlamda eglencenin var olmadigi o donemlerde bu hikayeler insanlari bir araya getiren ve insanlarin birilerini dinlemesini saglayan cok etkili bir aractilar.  &lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Bu onemli aracin bir kac farkli etkisi oldugunu soyleye biliriz. Birincisi daha once soyledigimiz gibi bu hikayeler adeta insanlarin ne kadar siradan bir hayat yasadiklarini yuzlerine vuruyordu. Insanlar bu hikayelerin kahramanlarina ozeniyor veya onlardan ders cikariyorlardi. Iste bu noktada tanrilarin neler yasabileceklerini dusunduler. Nede olsa tanrilar dunya uzerine savasiyorlardi ve mutlaka baslarindan muhtesem olaylar gecmeliydi.  &lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Simdi daha once ortaya koydugumuz noktalari birlestirelim.&lt;/p&gt; &lt;ol&gt;  &lt;li&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;Tanrilar insanlardan  cok daha guclu ruhlar dunyasinda yasayan varliklardi&lt;/p&gt;  &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;Herbirinin farkli  ozellikleri, karakterleri ve gucleri vardi&lt;/p&gt;  &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;Dunyaya hukmetmek ve  insanlarin ruhu icin bir savas icerisindeydiler&lt;/p&gt;  &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;Bu savasta  baslarindan muhtesem olaylar gecmis olmaliydi&lt;/p&gt;  &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;Tanrilarin insan  ruhu uzerindeki savasi, insanlarin davranislarini etkileyerek  insanlarin dunyasina da yansiyordu&lt;/p&gt;  &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;O halde bu dunyada  olan buyuk olaylar tanrilarin basindan gecenlerin kaba bir  betimlemesiydi.&lt;/p&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ol&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Bu noktada tekrar Eski Misira veya diger antic dinlere doner ve tarihi olaylarin dini metinlerde nasil uyarlandigini hatirlarsak bu karmasik konuyu biraz daha iyi anlayabiliriz sanirim.  &lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Ve boylece, Thor cekicini devlere caldirdi ve aslinda bir dev olan Loki’den yardim istedi. Bunun uzerine Loki onu bir disi tanri kiligina sokara evlenmek uzere devlerin kralina goturdu. Orada ikisi birlikte cekici geri aldilar ve devlerle savastilar.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Ve boylece Horus her gece Set ile savasarak onun dunya uzerinden cekilmesini sagladi ve dunya uzerine aydinlik getirdi fakat her aksam Set geri donup Horusu karanliklar ulkesine yolladi. Karanliklar ulkesinde butun gece boyunca kotu guclerle savasan Horus sonunda tekrar Set’e saldirdi.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Oncelikle iyi ve kotunun varliklara atfedilmesi ve tanrilarin olusturulmasi ardindan tanrilara dogada gorulen olaylardan yola cikarak insan ustu ozellikler verilmesi ve son olarak bu tanrilarin birbirleri arasinda yasadigi inanilmaz olaylarla din giderek daha karmasiklasiyor ve insan hayatindan aldigi ogeler giderek siliniyordu. Bu konuda en tepeye varmis olan uygarliklardan biri de antik Yunan’dir. Homerosun Ilyada ve Odessa’sinda anlatilan Truva savasi ve savasin sonrasinda yasananlar acik bir sekilde tanrilarin yasadiklari maceralari anlatan ve bu maceralarin insanlarin dunyasini cok buyuk olcekte etkiledigini one suren bir yapittir.  &lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Ancak antik Yunan (hatta Roma) sadece tanrilarin maceralarini ve bunlarin basit insanlarin hayatina nasil etki ettigini anlatmasiyla degil ayni zamanda tanrilarin tekrar sadece insan gorunumune burunmesiyle de cok onemli bir yer tutmaktadir.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Bunun sebebi ise cok basittir. Tanrilari insan ozellikleriyle fakat farkli bir gorunumde resmenden dinlere baktigimizda bu dinlerde ornegin farkli hayvanlarin belirli konularda insanlardan ustunluklerinin oldugu dusuncesi acik sekilde hakimdir. Oysa antik Yunan dogayi, hayvanlari ve diger tum kosullari yenmeyi basarmistir dolayisiyla antik Yunan’da dunyadaki canli piramidinin en tepesinde insan vardir. Hatta Aristotelesin turlerin siniflandirilmasi konusundaki calismasinda da bu acik olarak gorulmektedir. Dolayisiyla eger tanrilar insanlarin dunyasinda bir gorunum alacaklarsa bu gorunum elbetteki bu dunyanin en guclu varligi olan insan seklinde olacaktir. Elbetteki capkin Zeus bazi insan kadinlari bastan cikarmak icin bu kurali bozmustur fakat Zeus’un bu davranislari hem tanrilarca hem de antik Yunanlarca pek hos karsilanmamistir. Bunun yaninda Yunan mitolojisinde yari insan yari hayvan olarak resmedilen varliklar vardir fakat ilginc bir sekilde bu varliklar genel itibariyle yari tanrilardir (tanrilar ve baska bir turun ciftlesmesiyle ortaya cikan varliklar).&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Kisaca Antik Yunan, insani dunyanin tepesine koymus tanrilari ise, insanlarin da ustunde olan ve bazen sadece zevk icin insanlarla oynayan varliklar olarak resmetmistir. (Bu noktada Yunan tanrilarinin ve keza Roma tanrilarinin zevke ve eglenceye duskunluk konusunda Yunan aristokrasisine benzerligine dikkat cekmekte fayda var). Yunan tanrilari insanlarla konusmus, onlarla ciftleserek cocuk sahibi olmus, onlarla savasa gitmis, bazen insanlarla eglenmis bazen ise onlar icin buyuk zorluklara katlanmistir.  &lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Elbetteki Antik Yunan gibi dusunurleri ile unlu olan bir bolge ve zamanda, bazi insanlarin din ve insan dusunusu arasindaki baglantiyi cozmesi cok uzun surmemis, Demokritos gibi, Aristotales gibi bazi dusunurler Olimpos’un tanrilarinin varliklarini sorgulamaya baslamistirlar. Bu noktadan sonra Antik Yunan dini giderek gucunu yitirmis, sakaci, zevke, duskun ve bir o kadar da garip olan tanrilari giderek gozden dusmeye baslamistir. Antik Yunan uygarligi, ardindan gelen Iskenderin Helen imparatorlugu, ardindan Roma uygarligi Avrupa ve Asyanin bir bolumene buyuk degisiklikler getirmis yasami eskiden oldugu gibi basit ve siradan olmaktan cikarmistir. Dolayisiyla artik tanrilar maceralara atilan ilginc varliklar olarak gorulememektedir cunku bu durum fazlasiyla insancillasmistir. Ayrica cok tanrili dinler tanrilarin coklugu sebebiyle fazlasiyla anlasilmaz ve kurallari fazlasiyla karmasik bir din sistemi ortaya cikarmistir. Yapilan elestirilerle artik iyice dibe batan bu din sistemine daha tutarli, ciddi, ve insanlari bir cati altinda tutabilecek (Yunan, Helen ve Roma imparatorluklarinin yapisi geregi) bir din sistemi gerekmektedir. Ve boylece eski dinin kabul edilebilir bolumleri alinarak yeni tek tanrili bir din olusturulur.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Elbetteki tanri ve din kavramini bugun bile insanlardan ustun tutan milyarlarca insan bu son noktayi fazlasiyla saldirgan bulacaklar, cunku onlara gore kendi dinleri (yani modern tek tanrili dinler) gercekten de tanrinin istegiyle kurulmustur ve insanlarin bir tanri yaratmasi soz konusu dahi olamaz. Fakat elimizdeki bilgileri mantik cercevesi icerisinde degerlendirir ve insanlik tarihinine detayli bir bakis acisiyla yaklasirsak, her ne kadar bugunun inanan insanlarini kizdiracak olsa da tanri ve din kavraminin insan aklinin bir urunu oldugu tezi daha agir basmaktadir.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Gunumuzdeki tek tanrili dinlere inanan insanlar eski din sistemlerine yapilan elestirileri kesinlikle dogru bulmakla birlikte kendi dinlerine ve kendi tanri goruslerine ayni elestiriler yapildiginda ofkenlenmektedirler. Bunun sebebi ise eski dinlere yapilan elestirilerin tamamiyle gercegi yansitmasi fakat bunun yaninda insanlarin tipki binlerce yil once oldugu gibi dinlerinin kendi akillarinin bir urunu oldugunu kabul etmek istememeleri ve kendilerinden ustun bir varliga inanmaya ihtiyac duymalari hatta ayni zamanda binlerce yildir sure gelen din ve tanri ogretileri sebebiyle buna alismis olmalaridir.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Amacimiz insanlara saldirmak degil, konu hakkinda dogru bilgilere ulasmak olduguna gore, bu noktada yapabilecegimiz sey en basit ve az kirici olacak sekilde tek tanrili dinler ile daha onceki din sistemleri arasindaki benzerlikleri ve farkliliklari ortaya koymak olacaktir.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Herseyden once en belirgin olan benzerlikle baslayalim. Bundan binlerce yil oncesinde de bugun de insanlar dinlerine bir elestiri yapildiginda, bu elestiriyi kesinlikle kabul etmemekte, elestiriyi dinlemek istememekte hatta elestiride bulunana en hafif tabiriyle iyi gozle bakmamaktadir. En ilkel dinden baslayip, gunumuzun girift dinlerine varana dek bu yapi hicbir zaman bozulmamistir. Buradaki ana nokta ise yapilan elestirilerin modern tek tanrili dinlere kadar genel olarak dogru cikmasidir.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Dinlerin ilk ortaya cikisinda dinler insanlari mutlak iyi catisi altinda bir araya getirmek amaciyla kullanilmistir. Din sistemleri iyiyi ovmus, kotuyu dislamaya calismistir. Ardinda insan yasaminin gelismesi ve karmasiklasmasiyla, ve ozellikle devletlerin ortaya cikmasiyla din, devletin temel taslarindan biri halini almistir. Devletler diger devletleri farkli bir tanriya inandiklari (ve o tanrinin etkisi altinda olduklari) sebebiyle dusman ilan etmis, ilkel dinlerdeki iyi ve kotu tanri benzerligi kullanarak karsi tarafin mutlak kotulugun bir uzuntasi oldugunu ileri surerek birbirlerini yok etmeye calismislardir. Elbetteki devletler arasindaki esas savas sebebi genel itibariyle politik veya ekonomik iken, din kullanilarak halk bir araya getirilmis, savas mesrulastirilmis ve dusmana karsi tek vucut olmanin avantajlari kullanilmistir. Tum bu olaylar goz onunde bulunduruldugunda, Hristiyanligin ortaya cikisiyla baslayan cadi avi, putperestlere karsi savaslarin acilmasi, engizisyon, hacli seferlerinin gercek niteligi daha kolay anlasilabilir. Ayni sekilde Muslumanligin ortaya cikisiyla “artik Tanrinin emri olmaktan cikmis olan” (dolayisiyla seytani temsil eden) Hristiyanliga karsi savas acilmasi, Muslumanlarin Arap yarim adasindan cikarak Ispanya’ya kadar yaptiklari isgaller de anlam kazanmaktadir. Ayni zamanda dinin insanlar uzerindeki gucu ve bu gucu elinde tutanin elde edebilecekleri goruldukten sonra Muslumanlar arasinda bas gosteren hilafet kavgalari, neredeyse her ozgur Musluman devletin farkli bir halifeyi tanimasi gibi durumlarin nedeni de acik hale gelmektedir.  &lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Tum bunlar dinin insanlar uzerindeki etikisinin nasil kullanilabilecegi hakkinda orneklerdir. Simdi buradan yola cikarak tek tanrili dinlerde tanrinin nasil tasvir edildigine deginirsek hem yukarida bahsettiklerimizi temellendirebilir hem de bu konulari daha da detaylandirabiliriz.&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt; Tek tanrili dinlerde, cok tanrili dinlerden farkli olarak tanri herseyin yaraticisidir. Cok tanrili dinler dunya uzerindeki farkli seylerin farkli tanrilar tarafindan yaratildigini one surerken tek tanrili dinler herseyin baslangicini tek olan tanriya baglamaktadir. Bu konu ele alinirken insanlarin cok tanrili dinler doneminde ve tek tanrili dinler doneminde dunya hakkindaki goruslerini ele almakta fayda var. Ilkel caglarda insanlara gore doganin farkli alanlari birbirinden tamamen bagimsizdi. Ornegin bir gol ile yagmur arasindaki baglanti ilk insanlar icin cok da acik degildi. Ikisi de su olmasina ragmen bir golun veya denizin insanlar uzerinde yarattigi etki baska iken yagmurun yarattigi etki baskydi. Bu acidan bakildiginda neden dunya uzerindeki tum sulara hukmeden bir tanri varken ayni zamanda yagmur, kar, yildirim vs. gibi meteorolojik olaylari kontrol eden farkli bir tanri oldugu konusunu aydinliga kavusturabiliriz. Ayni sekilde ilk baslarda yagmur, gunes ve toprak arasindaki baglanti cok belirgin degildi ve bunlarin herbirini kontrol eden farkli tanrilar dusunulurken, bu ucunun birlesimiyle daha verimli tarim yapilabildigi ortaya ciktiginda insanlar bu verimi bu uc farkli unsurun tanrilarina degil bereket tanrilarina atfetmislerdir. Ancak ozellikle antik Yunan, Helen ve Roma uygarliklarindan sonra doga unsurlari arasindaki baglanti insanlar icin biraz daha netlik kazandiginda, gel gitlerin sebebi, gollerin yagmurun dunya uzerindeki delikleri doldurmasiyla olustugu, verimli tarimin sulama yontemleriyle garantiye alinabilecegi, vs insanlar birbirleri ile surekli olarak garip iliskiler icinde olan, bazi durumlarda birbirlerine kin besleyen, tanrilarin bu kadar uyumlu bir donguyu yurutemeyeceklerini dusunmeye baslamislardir. Hatta bu dusunce antik Yunan’dan sonra degil bizzat antik Yunan doneminde Zeus, Apollon, Hera gibi Yunan tanrilari hala “hayattayken” Ksenofanes, Paramenides ve hatta Aristo tarafindan one surulmustur.&lt;/p&gt;&lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="text-indent: 1.27cm; margin-bottom: 0cm"&gt;Devam Edecek...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-5734434318251645264?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/5734434318251645264/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2010/11/tanri-din-ve-insan.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/5734434318251645264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/5734434318251645264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2010/11/tanri-din-ve-insan.html' title='Tanri Din ve Insan II'/><author><name>Eris Quod Sum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05362229697929115169</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-6625778546877261955</id><published>2010-11-12T19:02:00.000+02:00</published><updated>2010-11-12T19:03:01.716+02:00</updated><title type='text'>Lucifer Işık Getiren</title><content type='html'>&lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Güneşler ekerek geçti karanlık evrenin içinden, büyüklü, küçüklü sayısız güneş aydınlattılar karanlıklar içindeki derin boşluğu. Görevini en iyi şekilde yapmak için herşeyi dikkatlice yapıyordu. Her ayrıntıyı özenle düşünüyordu. Sonunda geri dönecekti engin kırlara, tarifi mümkün olmayacak kadar güzel şelalerin altında kendisi gibilerle tarif edilemeyecek bir huzurla dolacaktı içi. Fakat herşeyden önce O’nun sevgisini görecekti tekrar. Dönmek için sabırsızlanıyordu fakat ona verilen görevi yerine getirmek için acele etmemesi gerektiğini biliyordu. En bilgeleriydi kendisi gibilerin. Bundan önce sonsuz sayıda evrene götürmüştü O’nun ışığını. Geçtiği heryerde O’nun aydınlığını bırakıyordu. Kendisine verilen her görevde O’na hizmet ediyor olmanın huzuru, sevinci hatta aşkıyla kendini göreve adıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Belki bir göz kırpmasından daha kısa, belki sonsuzluktan daha uzun bir sürede, ki bunu asla bilemeyeceğiz, bitirdi bu yeni evrene ışık götürmeyi. Fakat bilebileceğimiz bir şey varsa o da görevinden sonra tekrar O’nun huzuruna döndüğü. O’nun huzurunda kendisi gibilerden 5 taneydiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Kendisi gibilerin en yüceleri bir araya gelmişti. Ortada en önde duruyordu. Aralarında O’na en yakın olan kendisiydi. Sonra O’nu duydu. İçini titreten o derin şey. Ne bir sesti bu, ne bir görüntü sadece kendisi gibilerin bilebileceği fakat kendisi gibilerin bile tarif edemeyeceği bir his. O konuşmuştu. Onlar gibilerin hepsini bir araya toplamalarını istiyordu. İkinci bir defa söyletmediler sözünü, “Niye?” diye sormadılar. Onlar gibilerin hepsi bir araya geldiğinde yine en önde o duruyordu. Kendisine en yakınlar bizim tabirimizle bir adım gerisindeydiler fakat mesefalerin anlamsız olduğu bir yerde, O’nun huzurunda duruyorlardı. &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Sağ tarafında duruyordu, her evrende, her köşeyi, her yaratılan dildeki, her kelimeyi bilen Yüce Cebrail. O’nun emirlerini taşıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Sol tarafında duruyordu, her evrende, yaratılanların adım attığı her yeri, yerli yerine koyan Yüce Mikail. Dünyaların kurallarını koyuyordu O’nun adına.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;En sağlarında duruyordu her evrende, her yaratılanı O’na tekrar kavuşturan Yüce Azrail. Yaratılanları geri O’nun huzuruna getiriyordu O’nun adına.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;En sollarında duruyordu, her evrende, her yaratılanın mutlak olarak ona kavuşmasını sağlayacak olan Yüce İsrafil. Sonlarını tutuyordu evrenlerin O’nun adına.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Ve Kendisi O’nun ışığını götürüyordu O’nun adına, O’nun söylediği her yere. En önde duruyordu, Lucifer Işık Getiren.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Ve konuştu O. Bizim anlayacağımız şekilde söylersek, buyurdu ki;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;“&lt;span &gt;Ey sadık kullarım, sizi çağırdım ki tanıyasınız sizden yüce olan, yeni kulumu. Çağırdımki görün ve saygınızı gösterin, eğilin onun elinde. Öne çık ey kulum! Öne çık ey Adem! Öne çık ve gör senden sonra en güvendiğim hizmetkarlarımı. Üstün kılıyorum şu anda seni onlardan.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Ve öne çıktı yaratılan. Benzemiyordu hiç birine. Değildi onlar gibi. Farklıydı çok… Et ve kemiktendi görebiliyordu Işık Getiren. Görebiliyordu alnına O’nun tarafından yazılmış kaderi fakat okuyamıyordu. Görebiliyordu, O’na bile yalan söyleyebilecek kadar büyük göreceğini kendini, Dünyasına gittiğinde. Görebiliyordu bu Adem’den gelecek olanların birbirlerine neler yapacaklarını. Daha da kötüsü O’nun gerçekten aralarından seçtiği en yücelere işkence edip O’nun adını kullanıp birbirlerini katledeceklerini görüyordu. Alacaklardı onlara bahşedilmiş olanı birbirlerinden.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Fakat aynı zamanda görüyordu ki bu Adem’in içinde O’nun adına bile olsa kendisinin asla getiremeyeceği sonsuz bir ışık vardı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Yüce olan tekrar buyurdu;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;“&lt;span &gt;Şimdi ey sadık kullarım, eğilin size efendilik edecek olanın önünde!” diye buyurdu tekrar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Fakat Işık Getiren biliyordu ki o eğilemezdi. Işığını götürmüştü O’nun sayılamayacak kadar evrene. Her zaman en yakınında durmuştu O’nun. Fakat şimdi kendisinden daha yakınında, O’nun hemen yanı başından duran yaratılanın karşısında eğilemezdi. O’na karşı geleceklerini bilerek, O’nun adını lekeleyeceklerini bilerek, O’na inanmayı bile reddeceklerini bilerek eğilemezdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Sırayla eğildiler, Yüce Cebrail, Yüce Mikail, Yüce Azrail, Yüce İsrafil ve arkalarında onlar gibi olanlardan sayılamayacak ve bizler için her birinin isminleri bilinemeyecek kadar fazla olanlar. Sonsuz bir ışık okyanusunun dalgaları gibi eğildiler bu Adem’in önünde fakat Işık Getiren eğilemezdi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Sordu Işık Getirenin hala ayakta durduğunu görünce, buyurdu ki;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;“&lt;span &gt;Ey Lucifer Işık Getiren. Kendisi gibilerin arasında en sevdiğim kulum. Kendisi gibilerin arasında bana en yakında duran. Söyle, neden eğilmiyorsun, sana emrettiğim halde.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Işık Getiren sonsuz bir korku, sonsuz bir pişmanlık içinde duruyordu ayakta. O doğrudan kendisi ile konuşurken hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir mutluluk fakat aynı zamanda O’na şu anda karşı geldiği için hiç bitmeyecek gibi gelen bir ızdırap yaşıyordu. Ve O’nun emriyle konuştu Işık Getiren;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;“&lt;span &gt;Ey Yüce Efendim. Bizler değil miyiz? Senin her emrinde senin adına bize bildirileni yerine getiren? Bizler değil miyiz? Her zaman sana sadık olan. Yalvarırım söyle neden bu Adem önünde eğilmemizi istersin?”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Ve O buyurdu ki,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;“&lt;span &gt;Göremiyor musun neden onu sizden üstün kıldığımı? Göremiyor musun içinde yatan bizzat benim koyduğum ışığı. Göremiyor musun önünde yatan geleceği?”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;“&lt;span &gt;Gürüyorum Yüce Efendim fakat anlayamıyorum. Neden size karşı gelecek olanı yaratıyorsunuz? Neden Size bile yalan söylemeye cesaret edebilecek bir yaratılan önünde eğilmemizi istiyorsunuz? Bizler sizin her isteğinizi yerine getirmedik mi? Size tüm varlığımızla hizmet etmedik mi? Her zaman sizin sevginizle yaşamadık mı?”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Başı öne eğikti Işık Getirenin arkasında sayısızca kendisi gib olan hala eğilmiş şekilde Işık Getiren’in, O’nunla olan konuşmasını dinliyorlardı. O’nun içindeki üzüntüyü kendi içlerinde hissedebiliyorlardı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Işık Getiren en önde hala ne yapması gerektiğini bilmeyerek duruyordu. Tek bildiği eğilemeyeceğiydi. O’na karşı gelecek olanın önünde hiçbir şey yapmadan eğilemezdi. İçinde hissediyordu diğerleri gibi O’nun kendisi için üzüldüğünü. Ve O’nun bundan sonra ne yapacağını bildiğini biliyordu fakat kendisi bilmiyordu ne yapması gerektiğini.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Bir an kafasını kaldırdı ve baktı O’nun yanında durana. O anda daha önce hissetmediği bir şey hissetti. O’nun yerinde olmak istiyordu. Her zaman ki gibi O’na en yakın olmak istiyordu. Oysa şimdi bu Adem tüm kusurlarıyla O’na en yakın duran kuluydu. Sonra kendi kendine sordu Işık Getiren “Neden”. Tüm kusursuzluklarıyla kendisi ve kendisi gibiler varken. Ona ezelden beri hizmet etmişler ve sonsuza kadar edeceklerken. Neden bu fani olan en yakınındaydı O neden izin vermişti buna anlamak istiyordu. Ve yükseltti sesini Işık Getiren,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;“&lt;span &gt;Ey Yüce Olan. Neden bu kusurlarla dolu faniyi kendine en yakın seçtin? Bizler ezelden bu yana sana hizmet etmişken neden şimdi bu sana ihanet edecek olan Adem’i neden kendine en yakın seçiyorsun?” &lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;&lt;span &gt;Bunu söylediği anda varlığının derinlerinde hissetti O’nu. Her düşüncesini, sormak istediği herşeyi, tüm üzüntüsünü, ve o zamana kadar yaşamadığı tüm hisleri gördüğünü hissetti. Artik ne soylemesi gerektgini biliyordu ve Yuce Olanin kendisinin ne söyleyecegini bildiğini biliyordu. Ve boylece  haykırdı Işık Getiren,&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="western" align="JUSTIFY" style="margin-bottom: 0cm"&gt;“&lt;span &gt;İtaat Etmeyeceğim!”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-6625778546877261955?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/6625778546877261955/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2010/11/lucifer-isk-getiren.html#comment-form' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/6625778546877261955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/6625778546877261955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2010/11/lucifer-isk-getiren.html' title='Lucifer Işık Getiren'/><author><name>Eris Quod Sum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05362229697929115169</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-2271717279174379199</id><published>2010-02-08T13:16:00.014+02:00</published><updated>2010-02-09T03:05:37.142+02:00</updated><title type='text'>68 numaralı hırka</title><content type='html'>&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;gerginlik...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;bekleyen her insan gibi, özellikle de belirsiz birşeyi bekleyen her insan gibi gergindi. sürekli volta atıyor, arada sanki olanı biteni bulunduğu yerden görebilecekmiş gibi, gözü pencereye takılıyordu. sigara sevmemesine rağmen, bugün birkaç tane içtiğini hatırlıyordu. acemice, çakmağın aleviyle elini yakarcasına. tam bir tane daha yakacakken, telsizden bir ses duyuldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-gözlemci-4 gözlemci-0 ı arıyor, cevap ver gözlemci-0&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;iki adımda yetişip aldı, mandala basıp&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-gözlemci-4, ben gözlemci-0 dinlemedeyim, bir gelişme mi var? tamam.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-gözlemci-0, belirtilen adaylardan biri bölgeye girmek üzere, ne yapalım, balıkçı-1 e haber verelim mi? Tamam.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-gözlemci-4, kesinlikle müdahale istemiyorum, balıkçı zaten ne yapması gerektiğini biliyor, ona hiçbir katkı yapamayız. tamam.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;geçen sefer olanlardan sonra... diye düşündü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;bir ay önceki deneklerden biri kontrolden çıkmış, ve tam sonuç aldığını düşündüğü sırada intihar etmişti. taksim meydanındaki buluşmadan az önce, babasının altın kaplama desert eagle ı ile beynini dağıtarak... keşke biraz daha bekleseydi, lanet olası ekibin nerdeyse cafede mevzilenmişti, orda onu durdurmak işten bile değildi. hem o mesafeden, başka teknikler de kullanılabilirdi...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-tamam gözlemci-0 beklemedeyiz, tamam.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;o sırada, birkaç sokak ötede, lise üniformalı bir genç, bir diğerini ikna etmeye çalışıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-didem ne olursun biraz canlan, tamam biliyorum annenle babanın arası kötü, hele abinin gay olduğu ortaya çıktıktan sonra, ama en azından biraz olsun canlan. herşeyin sonu demek değil ki bu&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-belki de öyle..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-aaa! nasıl laf o bakayım! duymamış olayım!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-elimde olan birşey değil ki gökay...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-gel bak şuraya girelim, hem biraz ısınırız değişik birşey buluruz belki. burada biraz daha kalırsak donacağım!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-eh... peki...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;küçük, arada kalmış bir dükkan. kadıköyün şu her türlü gençlik aksesuarı satan dükkanlarından bir tanesi. girer girmez, yirmili yaşların ortalarında, küt siyah saçlı, kısa boylu bir kadın olan dükkan sahibi ayşeyi görürler. yani balıkçı-1 i. yerinden heyecanını belli etmeden kalkarken, balıkçı-1 tezgahın altındaki küçük bir butona bastı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;gözlemci-0&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-sonunda! görüntü geldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-iyi günler gençler, ne aramıştınız?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-özel birşey bakmıyoruz, zaten bizimkine kalırsa, özel, değişik birşey almak mümkün değil!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-hmm... anlıyorum sanırım&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;didem omuz silker&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;küçükhanım zor beğeniyor anlaşılan?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-aslında ben bu tip kıyafetleri pek sevmiyorum, daha rahat şeylere alışığım&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-anladım. bir düşüneyim bakayım... bu olur mu?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-hmm... yok, beğenmedim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-aaa didem! nesini beğenmedin. gayet güzel işte, hem herkes bunlardan giyiyor bu ara.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-ne yapayım yani?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-tamam tamam, kavga etmeyin! ben sanırım işi çözdüm. rahat şeyler seviyorum demiştin değil mi? gerçi biraz demode ama, bu havalarda çok rahat edeceğin bir hırka... bak bakalım nasıl?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-bu ne ya? bunu geçen seneden beri giyen görmedim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-eee... pardon.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-ben bunu beğendim sanırım. kaç lira?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-70 lira gerçi ama, madem geçen seneden beri giyen yok... 60 olur sana&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-oha!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-gökay!!!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-tamam tamam sustum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-vallaha şaka bir yana, bu kadar kalın dokuma hırkayı bu fiyata bulamazsınız. mevsimlik çalıştığımızdan mal elimde kalmasın diye veriyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-sağolun vallaha&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-teşekkür ederim, iyi günler&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;dışarı çıktılar, balıkçı-1 bir süre arkalarından baktı. sonra telsize sarıldı.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-gözlemci-0 burası balıkçı-1, tamam&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-bırak şu resmiyeti ayşe.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-ne yapayım ferit, siz telsizde dikkat edin diyorsunuz diye...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-o görev bitene kadardı&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-gördünüz mü peki?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-gördüm, aferin kızım, yine her zamanki gibi güzel iş çıkardın.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-geçen seferki gibi mi...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-onu karıştırma! o bir hataydı, ve sizden çok benim hatam. öncekilerde sadece pasif telkinler yapmıştım, beyin kontrolü denemesine kıyasla çok daha risksiz...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-biliyorum efendim ama ahmet de...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-ahmetin bunda hiçbir kabahati yoktu! bütün suç benim!!!! benim!!!!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-efendim, ağlıyor musunuz?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-efendim?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-ferit?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-ferit?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-yok birşey kızım. sadece ahmedin intiharını hala sindiremedim...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-onda sizin suçunuz yoktu ki, ahmet intihara eğilimliydi tıpkı diğer denek gibi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-evet ama ahmet kendi önerdiği teknikleri kendi üstünde denediğimi bilmiyordu!!!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;belki de onun sözünü dinlemeseydim, biraz daha kendi ağırlığımı koysam ahmet bu gün aramızda olurdu, tabi diğer denek de... gerçi eninde sonunda beyin kontrolünü deneyecektik...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-nasıl yani?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-en iyisi sen buraya gel kızım, öyle konuşalım. yok ya da buraya değil, merkeze gel.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-anlaşıldı, tamam&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;güldü ferit. ne zaman birşeye morali bozulsa, öfkelense ya da kızsa hep böyle yapardı ayşe. bazı şeyler hiç değişmiyor, ne kadar değiştirmeye uğraşsan da. belki de böylesi daha iyi. yerinden kalktı, kılıfındaki israil malı cz-79 taklidi silahı kontrol etti, yerine koydu, paltosunu giydi ve merkeze doğru yola koyuldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;ayşe, rex sinemasının hemen aşağısındaki dükkanından çıkıp, bahariyere giden kuytu sokaklara saptı. bunlardan birindeki, dışı ısı yalıtımı yapıyoruz bahanesine faraday kafesiyle dinlemeye karşı korunmuş giriş ve bodrum kattaki dört dairenin birleşiminden oluşan merkeze geldi. retina taraması, yüz tanıtlama ve parmak izi gibi rutin testlerden geçtikten sonra içeri girdi. alt katlar laboratuar, amelyathane ve ufacık bir atolye ve depodan oluşuyordu, üst kat ise daireden bozma bir ofis, ufak bir yatakhane ve mutfak, banyo gibi şeylere ayrılmıştı. burasını ferit, yarı gönüllü deneklerinin katkıları ile satınalmış, adam etmiş, ve işi için biçilmiş kaftan haline getirmişti. gerçi bütün apartmanı almak işten değildi, ama o da çok dikkat çekerdi. ayşe güvenlik taraması için girişe yaklaştığında, evin dahili diafon sistemine verilen uyarı hariç, ilk kattaki ofis-daire nerdeyse tamamen sessizdi. mutfaktan gelen, feritin çay kaşığının sesi hariç. ayşe sese doğru yöneldi, ve elinde bir fincan kahve ile feriti buldu. gülümseyerek bir sandalye çekip oturdu, ve sordu:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-şimdi söyle bakalım, nedir şu beyin kontrolü fikrinin aslı? yoksa ahmedin bilmediğim bir planı mı vardı?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;iç çekti ferit.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-kızım, aslında sana herşeyi baştan anlatmalıyım. ahmedin bu işteki rolü sandığından çok daha az. hatta bu işi bile tam olarak bilmiyorsunuz...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-nasıl yani??&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-intihara eğilimi olan gençleri, nanoteknolojik sensörler, vericiler, ilaç depoları vesaire ile donanmış kıyafetlerle hayata kazandırma... pöh! bizim gruptaki zengin züppeler gibi buna inandığını söyleme bana.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-bu lafın ucu bana da dokunuyor...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-korsan cd satarak zengin olmuş kaç kişi var bu grupta?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;ayşe bir kahkaha atar&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-zaten o yüzden ucube gibi davranıyorlar hep. ben caddeye takılmıyorum ya! neyse sen konuya gel.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-bütün o sizden aldığım bağışlar, verdiğim görevler, bütün bunlar bu projeyi karşılamın ucundan bile geçmez. iyileştirmek için yemin ettiğim akıl hastası bir oğlum da yok.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-orasını da az çok tahmin ettim, ama kaçık bilimadamı figürünün çok dışına çıkmadığın için sorgulamadım. zaten böyle bir projeyi başka kaç kişi yapar?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-kaç kişi değil... hangi güçler? bak kızım, benim asıl amacım insan davranışlarını sadece anlık olarak kontrol etmek değildi, asıl niyetim bir insanın karakterini istediğim gibi şekillendirebilmekti.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-yani düşüncelerini kontrol etmediğinde dahi kontrol etmek, öyle mi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-kesinlikle! bu aptal insanları adam etmek için ancak bu yeterli olurdu. böyle bir projeyi finanse edecek güce, ve mümkün kılacak teknolojiye sahip tek isim vardı. kurum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-kurum? ne kurumu bu?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-biz kısaca kurum diyoruz. Fazla detay veremem, ama özellikle askeri davranış projeleri yürütüyorlar. söylenenlere göre vietnamda travma sonrası stres bozukluğu gösteren askerleri araştırmak için kurulmuş. belki de o bozukluklar başarısız deneylerdi, kim bilir... ben kamuoyuna yansımayan bir kısmın içine girdim. 90larda güneydoğu gazilerinin psikolojik sorunlarının biyolojik yönden değerlendirmesi konulu tezim dikkat çekti sanırım. önce ordu resmi bir araştırma için görevlendirdi, araştırmadan hemen sonra da kurum benimle temasa geçti. tabi ırak savaşı, afganistan... çok fazla veri birikmişti ellerinde. bazı deneyler ise kendi ülkelerinde yapılamayacak kadar radikal işlerdi. sonuçları az çok gördün... dolayısıyla kendi ülkemde çalışmama birşey demediler. pis işi yapıp sonuçları yolladığım sürece. projenin ilk aşaması sorunsuz geçti diyebiliriz, yani senin de az çok şahit olduğun şeyler. tabi onlar bu kadar insancıl şeyler yapmamı beklemiyorlardı. o yüzden bütün katılımcılar şimdi ölü görünüyor onların kayıtlarında. buna sen de dahilsin kızım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-ciddi misin???&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-hiç olmadığım kadar. dinle kızım, ikinci aşamada, pratik anlamda beyin kontrolü istiyorlardı, yani ne söylersek dinleyecek, ne dersek harfiyen yapacak insanlar. üçüncü ve son aşamada artık insan programlamaya geçecektik. o yüzden ahmet daha radikal kontrol yöntemleri denememiz gerektiğini söylediğinde onayladım, ve denedik. deneğin intiharının bu kadar radikal olacağını tahmin etmedim. hele ahmedin de bundan etkilenip intihar edeceğini.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-eh, taksim meydanında beynini havaya uçurdu kız, çok unutulacak birşey değil. basın günlerce konuştu... ahmedin olayı ise o kadar dikkat çekmedi, yanlız yaşayan, yetimhaneden çıkma bunalımlı bir genç akademisyen. kimin umrunda olur ki?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-kahve ister misin?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-teşekkürler, midem çok kaldıracak gibi değil...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-beni suçluyorsun, haklısın da. ama bu alana hayatımı verdim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-seni suçlamıyorum, sadece... belki daha geç başlayabilirdin, ya da ahmeti dinlemeyebilirdin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-yapacak başka şeyim yoktu kızım, sadece bunu insancıl bir amaçla kullanmak istedim... ikinci aşama hiç olmayacak, projeyi burda bitiriyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-peki ya senin patronlar ne der bu işe?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-birşey diyemezler! yarın sabah, bütün binayı etkileyecek bir telkin mekanizması çalıştıracağım. herkes dışarı çıkmak isteyecek. çıktıklarında da, merkezin güvenlik sistemi yangın mekanizmasını harekete geçirecek. ekipmanları ise bu geceden imha edeceğim.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-sen ne yapacaksın?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-bilmiyorum, bu çalışmayı devam ettirmem gerek diyor birşey bana. mesleki hırs da değil bu kızım. sanki o kurtardığımız insanların gözlerine bakınca...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;ayşe gülümser, ferite bakar&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-benim mi mesela?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-evet 7 numara.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-sanırım haklısın, devam etmelisin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-edeceğim, yerleşecek yeni bir yer bulur bulmaz. belki başka bir yere giderim, ege taraflarına. ya da başka bir ülke, daha güvenli olabilir. arjantin mesela.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-kaçak nazi doktorlarına mı özendin?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-şakası bile kötü...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-asla öyle olmayacağına eminim. yine de, ben de gitmeliyim. yarın erkenden açmam gereken bir mağazam var. seni tanımak güzeldi, hem bir de hayat borcum var sana. bunu hiç unutmayacağım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;ayşe yerinden kalkıp ferite sarıldı, yanağına bir öpücük kondurdu. tam hırkasını giyip kapıya doğru yönelirken, ferit de yerinden kalkıp, arkasından geldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-ayşe, senden bir isteğim var...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-efendim?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-benimle ortak çalışır mısın?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;ayşe hüzünle gülümsedi, yine de kalamayacağını düşünerek kapıya yöneldi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;ferit elini silahına doğru istemsizce götürdü.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-senin sayende proje çok ilerledi, beraber çok daha iyi yerlere getirebiliriz, bir sürü insanı daha intihardan kurtarabiliriz...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;ayşe tereddütle kapı kolunu tuttu, bastırdı...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-...değil mi kızım?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;ayşe elini geri çekti, geri döndü. çarpık bir yüz ifadesiyle kesik kesik konuşmaya başldı&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-e...evet... kusura bakma... b-bu gün biraz yorgunum, nnne dediğinin farkına bile...varamamışım. birlikte projeye dddevam... etmeyi ben de ç-çok istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-bunu diyeceğini biliyordum. yarın bir yerde buluşur, hem yeni projenin detaylarını konuşuruz, hem de biraz laflarız. işten güçten yorulduk kızım, dinlenelim biraz değil mi?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-evet... ben de yyyorgunum, gidip b-biraz dinleneyim. iyi a-akşamlar ferit.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;-iyi akşamlar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;kapıyı kapamadan ferit, ayşenin giydiği 68 numaralı hırkaya bir süre bakakaldı. sonra, düşüncelere daldı. “anahtar kelimeye tepki mükemmel! bu sefer geçen sefere göre çok daha iyi sonuç verdi! iki deney daha, sadece iki deney daha, sonra 2. aşamaya geçebiliriz! umarım bu da vakitsiz intihar etmez...”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-2271717279174379199?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/2271717279174379199/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2010/02/68-numaral-hrka.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/2271717279174379199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/2271717279174379199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2010/02/68-numaral-hrka.html' title='68 numaralı hırka'/><author><name>Lucifer</name><uri>http://www.blogger.com/profile/13326989110603533721</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_3Ff-ZHKtv-M/S2C95Rd4D4I/AAAAAAAAAAM/fQ6fGKd8tFg/S220/Yeni+Bit+E%C5%9Flem+Resmi+(10).bmp'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-5015417076561148620</id><published>2009-09-15T22:18:00.003+03:00</published><updated>2009-09-19T13:23:50.711+03:00</updated><title type='text'>Tanri, Din ve Insan I</title><content type='html'>Cok kilise, fakat uzerine ne kadar yazi yazilsa, ne kadar konusulsada konunun ana karakteri sebebiyle asla tum sonuclarin anlatilamayacagi ve hergun farkli bir boyut kazanan bir konudan bahsetmek istiyorum biraz. Bu konu “Din”&lt;br /&gt;Dusunurler, filozoflar, entellektueller dinin nerede, nasil basladigi konusunda genel bir goruse sahiptirler. Bu genel kani, insanin gunun birinde bir tepenin basinda durup etrafina baktiginda; yildirimlari, goklerden bir alev topu gibi dusen, patlamis volkan kayalarini ve magmayi ve etrafinda gordugu her canlinin dogdugunu, buyudugunu ve kendisi de dahil olmak uzere hepsinin bir gun olecegini dusunmesiyle baslamistir. Dusunurlerin bazilari bu korku faktorlerinin dinin temeli oldugunu savunurken bazilari ise bu korku faktorleri yaninda insani mutlu eden faktorlerin bulundugunu soyler. Gecenin yildizlari ve ay, sicakligiyla gunes, yeserip buyuyen doga, bunlarin hepsi insanin faydasinadir ve insan bunlari gordukce gizli bir elin tum bunlari kontrol ettigini dusunmeye baslamistir.&lt;br /&gt;Kisaca soylemek gerekirse, etrafindaki korkutucu olaylar ve etrafindaki guzel olaylar sebebiyle insan iki onemli soyut kavrami icat etmistir: Iyi ve Kotu. Iyi ve kotuden hangisi daha once gelismistir bunu bilmemize imkan yok. Fakat en buyuk olasilik sudur ki birbirlerinin ziddi ve dolayisiyla birbirlerini tamamlayan dusunceler olduklarina gore birlikte gelismis olmalilar.&lt;br /&gt;Bugun sunu acikca biliyoruz ki eger iyi ve kotu kavramlari olmasaydi, dini dusuncenin temelini aciklamak imkansiz olurdu. Ayrica iyi ve kotunun dinin bir icadi degil, insanin icadi oldugunu biliyoruz. Cunku dini metinlerin hepsinde insanlarin kotulukten uzaklasmalari ve iyiye yonelmeleri soylenmistir. Bu durumda dinin iyi ve kotuye bu sekilde bir atif yapabilmesi icin insanlarin hali hazirda iyi ve kotuyu bilmeleri gerekir. Her ne kadar basit bir cikarim gibi gozukse, bu konu iyi ve kotuyu dinin bize ogrettigi kavramlar olarak goren dusunceye karsi onemli savdir.&lt;br /&gt;Tekrar iyi ve kotuye donersek. Insan cevresindeki olaylardan edindigi izlenimleri soyutlayarak iyi ve kotuyu olusturduktan sonra, soyutlamasini daha da ileri goturmustur ve mutlak iyi ve mutlak kotu kavramlari ortaya cikmistir. Pek cok idealist dusunur (materyalist karsiti olarak idealist dusunurler) ilkel insanin bu soyutlamalari yapmak icin entellektuel acidan yetkin olmadigini dusunurler. Benim fikrim bu dusunceye sahip insanlar sirf daha ileri bir cagda yasamis olduklari icin atalarini kucuk gormektedirler. Unutmayalim ki ilk insanlarin dusunsel aktiviteleri cesitlilik acisindan bizlerden geride olasa bile, dusunsel aktivitenin kalitesi en az bizler kadar ileriydi. Bunun kanitini binlerce yil once yapilmis ve gunumuzde ortaya cikarilmis, muzik aleti, duvar resimleri, sus esyasi vs. kalintilaridir hatta eski insanlarin belirli basit ozelliklere sahip bir dil kullandiklari da kanitlanmistir. Ayrica, insanin mutlak iyi ve mutlak kotu gibi iki buyuk soyut kavrama ulasmasi, iyi ve kotuyu cikarmasindan cok daha kolaydi.&lt;br /&gt;Atalarimizin o donemde yasadiklari ortam ve sosyal gruplari, insanlar arasinda rekabeti zorunlu kilmaktaydi. Bu rekabet yiyecek uzerine olabilir, ciftlesme uzerine, aletler veya baska herhangi bir sebep uzerine olabilirdi. Bu rekabette mutlaka bazilari digerlerinden daha ustundur. Insan kuvvet olarak ustunlugu gordukten sonra bunu farkli alanlara uygular. Yildizlar iyidir fakat ay olmazsa cok isik vermemektedirler, dolayisiyla ay yildizlardan iyidir, oysa gunes olmazsa hem isiksiz kalmakta hem de yiyecekleri zamaninda olgunlasmamaktadir. O halde Gunes en iyidir. Diken batmasi kotudur fakat tas uclu bir mizrak yarasi daha kotudur fakat en kotusu atestir cunku uzun sure atese maruz kalmak hem korkunc aci vermektedir hem de derinin bir daha ayni olmamasina sebep olmaktadir. O halde ates en kotudur.&lt;br /&gt;Bu basit karsilastirma mantigi, dogaya ve dogadaki canlilara ve insanlarin kendilerine uygulandiginda, atalarimiz bazi hayvanlarin iyi bazilarinin daha iyi oldugunu, bazilarinin kotu bazilarinin daha kotu oldugunu, bazi insanlarin iyi fakat bazilarinin onlardan da iyi oldugunu hatta iclerinden bir veya ikisinin en iyi oldugunu ve tam tersi bir mantikla kotu, daha kotu ve en kotu insanlari belirlemislerdir. “Peki ama tum varliklar arasinda en iyi kimdir ve en kotu kimdir?” sorusunun cevabi ise mutlak iyi ve mutlak kotuyu getirmistir. Mutlak iyi ve mutlak kotu ortaya cikarildiktan sonra mutlak iyiye tapilmis, mutlak kotu taslanmistir.&lt;br /&gt;Bugun acikca biliyoruz ki tanri fikri ilkel atalarimizin sade bir mantikla ortaya cikardiklari bir kavramdir. Elbetteki bu cikarim kisa surede ortaya olmamis, olgunlasmasi nesiller boyu surmustur.&lt;br /&gt;Iste bu cikarimlardan sonra veya belki de bu cikarimlar esnasinda dogmus olan din, bu iyi ve kotu fikrine atif yapmaktadir. Fakat insanlara yine baska bir insan tarafindan anlatilan dinin herkes tarafindan kabul gormesini nasil saglayabilirlerdi? Eger dini anlatan insan tum diger insanlar gibiyse ve siradansa, nasil onlardan daha iyi bilebilirdi? Iste bu sorular yuzden dini anlatanlar kendilerini mutlak iyinin bir parcasi olarak gostermisler, onunla baglari oldugunu, onunla konusabildiklerini iddia etmislerdir. Mutlak iyi’nin yada yeni adiyla tanrinin onlara iyilik yapmak istedigini (baslangicta tanrinin ozunde iyi bir varlik olmasi gibi basit bir sebepten dolayi) onun sozunu dinlemeleri gerektigini soylemislerdir. Elbetteki sozler siradan bir insanin sozleri yerine, tanrinin sozleri oldugunda soylenenler daha buyuk bir anlam tasimaya baslamistir. Bu basit mantigin izlerini en kuvvetli olarak samanizmde gorebiliriz. Samanizm dogrudan dogruya kutsal varliklarla kurulan bir bag ile ilgilidir. Samanizmde acik olan bu oge tek tanrili tum dinlerde kendini farkli sekillerde gostermistir. Fakat tek tanrili dinlerde, dini anlatanin tanrinin bir parcasi olmasi ve anlatilan seylerin kisinin degil tanrinin sozleri oldugu fikri birlikte kullanilmistir. Elbette bunun yaninda pek cok farkli yontem dinin icine uygun sekilde oturtulmustur fakat onlari su anda tartismayacagim.&lt;br /&gt;Bu noktada tanri varliklarin en iyisi olarak kendi yerini saglamlastirmistir. Fakat bahsettigimiz uzere mutlak iyinin karsisinda mutlak kotunun de bulunmasi gerektigi icin, Mutlak Iyi olan tanrinin karsina baslangicta mutlak kotu olan tanrilar yerlestirilmistir. Mutlak Kotu tanrilarin dusunsel olarak bulunuslari mutlak iyi olan tanrilarin bulunuslari ile ayni sekilde; sadece iyi yerine kotu koyularak ortaya cikmislardir. Eski insanlar arasindaki rekabet ortamini tekrar ele aldigimizda bunun etkilerini eski dinlerde gorebiliriz. Cok tanrili dinlerdeki tanri dusuncesini bir skala olarak ele alabiliriz. Skalanin en uc kisimlari mutlak iyi ve mutlak kotuyu temsil eder. Insanlar arasinda nasil iyiler, daha iyiler ve en iyi varsa eski tanri inanislarinda da iyi tanrilar, daha iyi tanrilar ve bir tane en iyi tanri vardir. Skalanin diger ucu da ayni mantikla bolunmustur, kotu, daha kotu ve en kotu. Bu dusunce sistemi ve insanlar arasindaki guc rekabeti tanrilar arasinda bir hiyerarsi yaratmistir. Insanlar nasil ki sadece iki cesit insana boyun egiyorsa (yaptigi iyilikler ve gucu sebebiyle en guclu ve en iyi insan liderdir veya yaptigi kotulukler sayesinde, saldigi korku ile en guclu ve en kotu olan lider konumuna ulasir)tanrilari da kendileri gibi dusunmusler ve en iyi tanriyi diger iyi tanrilardan ustun tutmuslar veya en kotu tanriyi diger kotu tanrilardan ustun olarak dusunmuslerdir.&lt;br /&gt;Modern tek tanrili dinler ayni hiyerarsik sistemi degistirerek ve eski dini metinleri uyarlayarak sunmuslardir. Burada onemli bir nokta modern tek tanrili dinlerin Mutlak Iyi tanriyi en ustun varlik olarak gostermeleri, mutlak kotu tanrilari ise yok ederek onlar yerine eskiden Mutlak Iyi tanriya hizmet eden ve onun yarattigi bir varligin tanriya ihanet etmesi sonucu ortaya cikmis bir mutlak kotu sunmalaridir. Dolayisiyla mutlak kotunun en buyuk ozellikleri: ihanet, yalan ve hiledir. Bu noktada antik caglarda ve hatta daha oncesinde yapilan savaslarda hainlerin rollerini hatirlamakta fayda var. Bir kusatma esnasinda kusatilmis sehirin icinden birisinin saldiran tarafa yardim ettiginde sebep olacagi katliam bu antik donemlerde yasanabilecek en korkunc olaylardan biriydi. Insan dusuncesinin dogasi geregi bu olaylar da soyutlanmistir. Insanlar bu hainlerin siradan bir sebepten dolayi herkesi tehlikeye atmayacagini, ve bir tur cikar saglamalari veya birine hizmet ediyor olmalari gerektigini dusunmuslerdir. Bu noktada hali hazirda toplumda bulunan dusman imaji otomatik olarak mutlak kotuyu cagristirmaktadir. Eger kusatilanlar iyi insanlarsa ve Mutlak Iyi olan tanriya hizmet ediyorlarsa, karsi taraf Mutlak Kotu tanrinin hizmetkari olmalidirlar. Ayni dusunce sistemini Modern tek tanrili dinlere uygularsak gunumuzde bile pek cok savasta kullanilan bir dusunceye variriz “Bizler tanrinin askerleriyiz, karsi taraf ise Seytanin”.&lt;br /&gt;Modern tek tanrili dinlerin baska bir buyuk ozelligi, binlerce yil once yapilmis olan soyutlamayi en ust seviyesine ulastirmis olmalaridir. Eski dini metinlerin uyarlamalari ve yeni dini metinler o kadar soyut dusuncelere, o kadar soyut varliklara isaret etmektedir ki, bu dinlerle birlikte, dinin insan yasamindan esinlenen bolumu neredeyse tamamen kapatilmis ve unutulmustur (veya unutturulmustur). Iste bu unutma insanin dini kendisinden ustun gormesine sebep olmustur. Gunumuzdeki din adamlari ve kadinlari tipki eski dinlerde oldugu gibi kendi soylediklerini degil tanrinin soylediklerini bize anlattiklarini soylemektedirler fakat bugun, anlatilanlarin yine insanlarin yarattigi kavramlar oldugunu dusunmek neredeyse imkansiz oldugu icin eski din adamlari veya kadinlarina gore cok daha buyuk guce sahiptirler. Bu gucun en acimasiz etkileri orta cag sirasinda gorulmustur ki, o donemin dini dusunceleri ve bu dusuncelerin ortaya cikardigi sonuclar apayri bir baslikta incelenmelidir.&lt;br /&gt;Modern tek tanrili dinlerin, insan hayatinin dini etkiledigi dusuncesini bastirmalari elbette kolay olmamistir. Bazi insanlar bu bagi hala gorebiliyor dolayisiyla dini elestirebiliyorlardi. Bu konuda iki ayri ornegi incelemek istiyorum. Birinci ornegimiz Aydinlanma caginin unlu dusunuru Voltaire.&lt;br /&gt;Voltaire dini inanisi bakimindan kendisini “deist” olarak tanimlar. Kisaca aciklayacak olursak: “Deizm tum evreni bir tanrinin (veya yuce bir varligin) yarattigina inanan ve bunun (hatta tum diger dini bilgilerin) sadece dogaya ve dunyaya bakarak, dusunce ve gozlem yoluyla bulunabilecegine ve bunun inanca veya kurumsallasmis dine gerek olmadan yapilabilecegine, inanan dini ve felsefi bir gorustur. Deistler genel olarak insanin tanri ile konusmasi veya mucizeler gibi, ilahi gucun insan hayatina mudahele ettigi dusuncesini reddederler. Yine genel olarak Deistler, peygamberlik ve mucizeler gibi doga ustu olaylara inanmaz ve tanrinin (yada yuce varligin), insanlara mudahele etmeden ve doga yasalarini bertaraf etmeden belirli bir amaci (bir plani) gerceklestirdigine inanirlar. Kurumsallasmis dinin tanrinin sozleri veya kutsal kitaplar olarak gordugu seyleri, deistler kutsal nesneler olarak degil baska insanlar tarafindan yazilmis metinler olarak gorurler”[1].&lt;br /&gt;Bu dusunce akiminda Voltaire’in rolu onemlidir cunku kendisi sadece Deist inanisiyla daha once bahsettigimiz kurumsallasmis dinlerin, dini insan yasamindan bagimsiz olarak gosteren soyutlamasini reddetmekle kalmamis veya sadece dini inanisin dogal yasamdan ortaya cikacagini soylememis daha ileri giderek cok onemli bir gozlem yapmistir. Voltaire tanri dusuncesinin eninde sonunda ortaya cikacagini ve bu durumda en mantiklisinin onu dusunce ve mantik sinirlari icinde organize etmek oldugunu savunmustur. Fakat bu organize etme seklinin kurumsallasmis dinle degil, her insanin dunyaya bakis acisiyla olusturmasi gerektigini soylemis ve tanri inancinin sadece insanlarin kendilerine has olmasi gerektigini dusunmustur. Voltaire (insan aklinin soyutlama ozelligini akilda tutarak) tanri dusuncesinin olusmamasinin imkansiz oldugunu one surmus fakat, kurumsallasmis dini elestirmistir. Dusunulenin aksine ateist olmayan ve tanriya inanan Voltaire’in tanri inancinin mutlaka olusacagi ve bunun bireysel olarak kalmasi gerektigi dusuncesini meshur sozunden anlayabiliriz “Eger tanri var olmasaydi, onu icat etmek gerekirdi”. Bu sozuyle Voltaire tanrinin var oldugunu dusundugunu acikca belirtmis ve eger var olmasaydi bile dusunce yoluyla bir tanrinin bulunmasi gerekecegini savunmustur.&lt;br /&gt;Kullanacagim ikinci ornek biraz daha radikal goruslere sahip olan Michael Bakunin. Kisa ve basit olarak soylemek gerekirse Bakunin tanrinin varligini tamamiyle rededer. Bugun tanrilsal olarak gorulen tum inanis ve olaylarin sadece insanlarin hayal guclerinden ortaya cikmis dusunceler ve olgular oldugunu ileri surerek, bazi insanlarin bu “tanrisal” olgulari kullandigini ileri surer. Bakunin’ e gore din ve tanri insani kolelestiren en buyuk iki kavramdir ve insanlarin bu konuda bir ikilem icinde olduklarini soyler. Bu ikilem surada yatiyor der Bakunin “Bu ikilem surada yatiyor: Tanri’nin var olmasini fakat ayni zamanda insanligin da varolmasini istiyorlar. Bu, bir kez ayrildiginda bir daha ancak birbirini yok etmek icin bir araya gelecek olan iki dusunceyi birlestirmek konusunda israr ediyorlar. Bir solukta ‘Tanri ve insanligin ozgurlugu icin’ diyorlar. ‘Tanri ve insanligin serefi,adaleti, kardesligi, refahi icin’ diyorlar, Tanri var olursa digerlerinin yok olmaya mahkum oldugunu acikca gosteren mantik hatasini gormeden. Cunku eger Tanri varsa, o sonsuz, en ustun, en buyuk efendidir ve eger boyle bir efendi var ise insan sadece bir koledir; bu durumda eger insan bir kole ise ne adalet, ne esitlik, ne kardeslik ne de varlik insanlar icin mumkun degildir. Beyhude bir yere iyi niyetli yuzlerini takinarak ve tarihin ogretilerini isaret ederek bizlere, Tanrilarinin insan ozgurlugunu ne kadar hassas olarak dusundugunu soyluyorlar. Bir efendi her kim olursa olsun ve kendini her ne kadar ozgurlukcu olarak gostermeye calisirsa calissin her zaman bir efendi olarak kalacaktir. Onun varligi mecburi olarak onun altinda bulunan herkesin koleligi anlamina gelmektedir. Bu yuzden eger Tanri varolsaydi, insan ozgurlugune tek bir sekilde hizmet edebilirdi, o da kendini yok ederek...”[2]&lt;br /&gt;“... Insan ozgurlugunun kiskanc bir asigi ve onu insanligin hayran oldugumuz ve saygi duydugumuz en onemli kosulu olarak goren bir insan olarak, Voltaire’in sozunu tersine cevirmek istiyorum. Eger Tanri gercekten var olsaydi, onu yok etmemiz gerekirdir.”[3]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam Edecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referanslar:&lt;br /&gt;[1] "Deism." Wikipedia, The Free Encyclopedia. 15 Sep 2009, 11:17 UTC. 15 Sep 2009 &lt;&lt;a title="http://en.wikipedia.org/w/index.php?title=" href="http://en.wikipedia.org/w/index.php?title=Deism&amp;amp;oldid=314080968" oldid="314080968"&gt;http://en.wikipedia.org/w/index.php?title=Deism&amp;amp;oldid=314080968&lt;/a&gt;&gt;.&lt;br /&gt;[2] "Mikhail Bakunin." Wikiquote, 15 Sep 2009, 11:17 UTC. 15 Sep 2009, &lt;&lt;a href="http://en.wikiquote.org/w/index.php?title=Mikhail_Bakunin&amp;amp;oldid=999301"&gt;http://en.wikiquote.org/w/index.php?title=Mikhail_Bakunin&amp;amp;oldid=999301&lt;/a&gt;&gt;.&lt;br /&gt;[3] "Mikhail Bakunin." Wikiquote, 15 Sep 2009, 11:17 UTC. 15 Sep 2009, &lt;&lt;a href="http://en.wikiquote.org/w/index.php?title=Mikhail_Bakunin&amp;amp;oldid=999301"&gt;http://en.wikiquote.org/w/index.php?title=Mikhail_Bakunin&amp;amp;oldid=999301&lt;/a&gt;&gt;.&lt;br /&gt;[4] Dusunce Tarihi 14. Basim, Orhan Hancerlioglu, Remzi Kitapevi, ISBN 978-975-14-0001-7&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-5015417076561148620?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/5015417076561148620/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/09/tanri-din-ve-insan.html#comment-form' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/5015417076561148620'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/5015417076561148620'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/09/tanri-din-ve-insan.html' title='Tanri, Din ve Insan I'/><author><name>Kitab-ul Kara</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17521619055006905651</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-2048957897560000967</id><published>2009-09-13T16:37:00.000+03:00</published><updated>2009-09-13T16:38:14.482+03:00</updated><title type='text'>Adalet Hanim ve 3 Beyefendi</title><content type='html'>BU HIKAYEDE ADI GECEN TUM KISILER VE YASANAN OLAYLAR GERCEKTIR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adalet Hanim hergun yaptigi uzere gozlerinde bir bant, elinde terazisi ve kilici gorevini yapmaktadir. O gun 3 farkli gruptan insan vardir karsisinda. Her gruptan sirayla bir kisiyi kabul etmektedir. Ilk sirada Bay Iyi vardir.Bay Iyi Adalet Hanim'a yaklasir ve kucagindaki tum iyilikleri Adalet Hanim'in terazisinin bir kefesine koyar.Adalet Hanim: Merhaba, hosgeldiniz.Bay Iyi: Merhaba Adalet Hanim ben Bay...Adalet Hanim: Yoo yoo hayir. Isminizi soylemeyin lutfen. Sizi tanimamam gerekiyor. Malum isim geregi...Bay Iyi: Afedersiniz! Haklisiniz sizin ozunuz bu. Kusuruma bakmayin ama konusmamizdan once birsey sormak istiyorum.Adalet Hanim: Buyrun...Bay Iyi: Boyle gozleriniz kapali ve kimseyi tanimadan kendinizi yalniz hissetmiyor musunuz?Adalet Hanim: Itiraf etmeliyim ki yalniz hissediyorum. Fakat bu fedakarligi yapmam gerekiyor.Bay Iyi: Size minnettariz Adalet Hanim.Adalet Hanim: Neyse, teraziye donelim. Ne goruyorsunuz memnun musunuz?Bay Iyi: Bunu soylemekten gurur duyuyorum. Terazinizin iyilik kefesi neredeyse yere degecek. Hayatim boyunca kimseye bir kotuluk yapmadim. Terazinizin mukemmelligi bunu kanitliyor.Adalet Hanim (bir miktar kuskuyla): Iyilik kefesinin agir geldigine emin misiniz?Bay Iyi (saskin): Evet... evet kesinlikle iyilik tarafi agir geliyor cunku diger tarafta hicbirsey yok.Adalet Hanim: Diger elimle kontrol etmek isterdim ama kilicim cok agir. Size guveniyorum ve iyilikleriniz icin tesekkur ediyorum cekilebilirsiniz.Bay Iyi: Tesekkur ederim.Ikinci gruptan Bay Zamanzamaniyi ikinci siradadir.Adalet Hanim: Merhabalar. Buyrun iyilikleriniz ve kotukluklerinizi yerlestirin.Bay Zamanzamaniyi elindeki iyilikleri ve kotulukleri kefelere koyar. Kefeler tam olarak dengededir.Adalet Hanim: Eee... Soyleyin bakalim kefelerden hangisi daha agir?Bay Zamanzamaniyi: Sey... Adalet Hanim... aslinda bir miktar kotulugum var ama sanki iyiliklerim daha fazla.Adalet Hanim: Sanki mi? Dikkatli bakin lutfen.Bay Zamanzamaniyi: Yok, Yok... Simdi fark ettim iyiliklerim daha cok, kesin olarak eminim.Adalet Hanim: Fakat kotulukler de var diyorsunuz. Bu durumda sizi cezalandirmam gerekecek.Bay Iyi araya girererek: Adalet Hanim eger mazur gorurseniz fikrimi soylemek istiyorum. Eger bu kotulukler icin, bu beyi cezalandirisak daha cok kotuluk yapmasina sebep olabiliriz. Affetmek en buyuk erdemdir.Adalet Hanim: Hmmm... Sanirim haklisiniz. Tamam o halde cekilebilirsiniz, kotuluklerinizi affediyorum.Bay Zamanzamaniyi: Saolun Adalet Hanim soz veriyorum bundan sonra daha cok iyilik yapacagim.Adalet Hanim: Size guveniyorum. Siradaki lutfen...Bay Kotu agir agir ve dusunceli bir sekilde kucaginda bir yigin kotulukle Adalet Hanima yaklasir.Adalet Hanim: Buyrun, iyilikleriniz ve kotulukleriniz lutfen!Bay Kotu tum kotulukleri kotuluk kefesine koyar, iyilik kefesi tamamen bostur.Adalet Hanim: Evet siz ne goruyorsunuz, gordugunuzden memnunmusunuz?Adalet Hanim bu sozleri soylerken Bay Kotu, Adalet Hanim'in gozlerine bakar ve o an, aklina tum Dunya'yi degistirecek olan o buyuk fikir gelir.Bay Kotu: Evet Adalet Hanim, cok memnunum. Bende hayatim boyunca sadece iyilik yaptim ve bunu size kanitlayabilmekten gurur duyuyorum.Bay Iyi ve Bay Zamanzamaniyi sasirirlar fakat Adalet Hanima guvenmektedirler bu yuzden araya girmezler.Adalet Hanim yine bir miktar supheyle: Iyilik kefesinin dolu olduguna emin misiniz?Bay Kotu: Evet efendim! Sizi kim kandirabilir ki? Hem dikkatlice dusunun, daha once iyilik yapan arkadasim iyiliklerini koydugunda, terazinizde nasil bir agirlik hissetmistiniz? Aynisini simdi de hissetmiyor musunuz?Adalet Hanim hala supheyle: Evet... Sanirim haklisiniz. Size yaptiginiz iyilikler icin tesekkur ederim.O anda Bay Iyi daha fazla dayanamayarak: Adalet Hanim inanmayin lutfen sizi kandirmaya calisiyor!Bay Kotu: Ne munasebet! Bayim iki seferdir araya giriyorsunuz. Sizin iyilikleriniz olculurken ben konusmadim lutfen sizde sessiz kaliniz. Adalet Hanima guvenmeliyiz.Adalet Hanim: Beyefendi hakli. Lutfen isimi yapmama izin verin.Bay Iyi: Ama Adalet Hanim gercekten sizi kandiriyor. Kefenizi gormuyorsunuz kotulukle dolu!Bay Kotu: Bu ne curret! Adalet Hanimin gormemesinin sebebi hepimizi esit olarak degerlendirmek istemesi, bizlerle kisisel bir bag kurmamasi onun ozunde var. Bayim! Adalet Hanima hakaret ediyorsunuz buna musade edecek degilim. Bizler Adalet Hanim'a guveniyoruz, siz ise ona karsi cikiyorsunuz. Adalet Hanim lutfen sessiz kalmayin.Adalet Hanim: Hayir kalmayacagim. Bana yapilan bir hakarete musamaha gosteremem . Sizi cezalandirmak zorundayim bayim.Bay Kotu: Evet size katiliyorum Adalet Hanim, hem digeri de size yalan soyledi. Aslinda iyilikleri degil kotulukleri fazlaydi.Bay Zamanzamaniyi: Hayir efendim lutfen inanmayin.Adalet Hanim: Demek bana hakaret eder ve kandirmaya calisirsiniz ha! Her ikinizi de kilicimla cezalandiracagim. Neredesiniz buraya gelin!Adalet Hanim kilicini bir kac kez havada savurur. Bay Iyi ve Bay Zamanzamaniyi korkarak geri cekilirler.Adalet Hanim: Onlari cezalandirmaliyim ama goremiyorum...Bay Kotu: Adalet Hanim izin verin sizin icin ben ve arkadaslarim gerekeni yapalim.Adalet Hanim: Tesekkur ederim beyefendi ama kilicimi kullanabileceginize emin misiniz?Bay Kotu: Hayir efendim. Ben sizin gibi guclu degilim. Hem sizin kilicinizi kullanmak icin almam dogru olmaz. Ama musade ederseniz kilic kullanmasini bilen bir arkadasimi cagirayim. General buraya gelin lutfen.General Bay Kotu ve Adalet Hanim'in yanina gelir.Bay Kotu: General bu hanimefendi Adalet Hanim, Adalet Hanim Bay General. Kendisi kilic kullanmak konusunda ustadir. Bay General: Cok memnun oldum hanimefendi.Adalet Hanim: Tesekkur ederim beyefendi cok naziksiniz. Demek siz de kilic kullaniyorsunuz.Bay General: Evet efendim. Ustelik sizin gibi ben de kilicla cezalandirdigim insanlarin kim olduklarini bilmem.Adalet Hanim: Aaa ne tesaduf! Ne kadar cok ortak yanimiz var.Bay General: Eger uygun gorurseniz daha sonra sizinle tekrar gorusmek isterim Adalet Hanim.Adalet Hanim: Cok memnun olurum. Bilemezsiniz ne kadar yalnizim. Ama rica ederim lutfen bana sadece Adalet deyin.Bay General: Nasil istersen Adalet.Bay Kotu: General gordugun uzere bu iki adam Adalet Hanim'a hakaret ettiler ve onu kandirmaya calsitilar. Cezalandirilmalari gerekiyor.Adalet Hanim: Iste kilicim.General kilici Adalet Hanim'dan alir.Bay Kotu: General gerekeni yapin lutfen!General arkasindaki bir grup adama seslenerek: Asker! Adalet adina! Saldirin!Hikayenin bundan sonrasina dair tek bildigimiz gercek bir daha ne Bay Iyi'den ne de Bay Zamanzamaniyi'den haber alinamamis olmasidir. Muhtemelen Adalet Hanim'a ettikleri hakaretin cezasini cekmistirler. Bazi soylentilere gore Adalet Hanim ve General o gunden sonra surekli bulusur olmustur. Bazi soylentiler ise Adalet Hanim'in kilicinin kayboldugunu, kendisinin ise kim oldugunu goremedigi guclu bir erkek tarafindan tecavuze ugradigini soyler. Tecavuzcunun yuzunu goremedigi icin ve kilici kayboldugu icin suclu hicbir zaman cezalandirilamamistir. Fakat bu soylenti hakkinda hicbir zaman yeterli delil bulunamamistir. Bazilari ise tecavuz esnasinda Adalet Hanim'in terazisinin bozuldugunu ve iyi ve kotuyu artik tartamadigini soylese de bu soylenti gerceklik degeri tasimamaktadir. Ne de olsa hepimiz hala Adalet Hanim'a guveniyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-2048957897560000967?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/2048957897560000967/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/09/adalet-hanim-ve-3-beyefendi.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/2048957897560000967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/2048957897560000967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/09/adalet-hanim-ve-3-beyefendi.html' title='Adalet Hanim ve 3 Beyefendi'/><author><name>Kitab-ul Kara</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17521619055006905651</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-4082792131704147019</id><published>2009-09-01T11:49:00.001+03:00</published><updated>2009-09-01T11:52:06.033+03:00</updated><title type='text'>Bir Kuvet Hikayesi</title><content type='html'>Süleyman'a karısı telefon etti : — Konuşan ben, ben, Fahire. Tanımadın mı sesimden? Demek çok bağırdım birdenbire. Çığlık mı? Belki... Hayır, çocuklar hasta değil. Dinle beni : işini bırak da gel, çabuk ol ama. Telefonda anlatamam, olmaz. Daha kıyamet kadar vakit var akşama. Saatlar, saatlar, kıyamet kadar. Sorma. Dinle beni... Hemen vapur bulamazsan Üsküdar'a kayıkla geç. Bir taksiye atla. Paran yoksa patrondan avans al. Yolda hiçbir şey düşünme, mümkün mertebe yalansız gelmeye çalış. Yalan kuvvetliye söylenir ben kuvvetsizim. Alay etme kuzum. Evet kar yağacak, evet hava güzel. Koynuna girdiğim adam gibi kocam gibi değil, büyüğüm, akıllım, babam gibi gel... Geldi Süleyman, Fahire, kocası Süleyman'a sordu : — Doğru mu? — Evet. — Teşekkür ederim Süleyman. Bak işte rahatladım. Bak işte ağlamıyorum artık. Nerde buluşuyordunuz? - Bir otelde. — Beyoğlu tarafında mı? — Evet. — Kaç defa? — Ya üç, ya dört. — Üç mü, dört mü? — Bilmiyorum. — Bunu hatırlamak bu kadar mı güç Süleyman? — Bilmiyorum. — Demek ki bir otel odasında. Kim bilir çarşaflar nasıl kirliydi. Bir İngiliz romanında okudum, bu işlere yarayan otellerde kırık küvetler varmış. Sizinkinde de var mıydı Süleyman? — Bilmiyorum. — Hele düşün, toz pembe çiçekli, kırık bir küvet? — Evet. — Hiç hediye verdin mi? — Hayır. — Çukulata, filân? — Bir defa. — Çok mu seviyordun? — Sevmek mi? Hayır... — Başkaları da var mı Süleyman? — Yok. — Olmadı mı? — Hayır. — Bunu sevdin demek... Başkaları da olsaydı daha rahat ederdim... Çok mu güzel yatıyordu? — Hayır. — Doğru söyle, bak ne kadar cesurum... — Doğru söylüyorum... — Zaten gösterdiler bana. İnek gibi karı. Belimden kalın bacakları... Fakat zevk meselesi bu... Bir sual daha, Süleyman : Niçin? — Bilmiyorum... Karanlıkta pencerenin hizasında karlı, ağır bir çam dalı. Bir hayli zaman oldu sofada asma saat on ikiyi çalalı. Süleyman'ın karısı Fahire şunları anlattı kocasına ertesi gün : — ... Dayanılmaz bir acı halindeydi kendime karşı duyduğum merhamet, ölmeye karar verdimdi, Süleyman... Annem, çocuklarım ve en önde sen bulacaktınız karda ayak izlerimi. Bekçi, polisler, bir tahta merdiven ve bir kadın ölüsü çıkaracaktınız arka arsada bostan kuyusundan. Kolay mı? Gece bostan kuyusuna doğru yürümek, sonra kenarına çıkıp durarak baş aşağı atlamak karanlığına? Fakat bulmadınızsa eğer karda ayak izlerimi sade korktuğumdan değil. Bekçi, merdiven, polisler, dedikodu, kepazelik, aldatılmış bir zevcenin intiharı : komik. Niçin öldüğümü anlatmak müşkül. Kime? Herkese, sana meselâ. İnsan, ölmeye karar verirken bile insanları düşünüyor... Sen yatakta uyuyordun yüzün rahat, her zaman nasıl uyursan ondan evvel ve o varken. Dışarda kar yağmaya başladı. Bir tek gecelikle çıkmak balkona : Zatürree ertesi gün, nümayişsiz ölüvermek. Hayır, hiç aklıma gelmedi nezle olmak ihtimali. Yaktım sobamızı. İyice ısınmak lâzım ilkönce. Ciğer bir çay bardağı gibi çatlarmış. Pencereye, kara bakıyorum : «Eşini gaip eyleyen bir kuş gibi kar geçen eyyamı nev baharı arar...» Babam bu şiiri çok severdi. Sen beğenmezsin. «Sağdan sola, soldan sağa lerzânı girizan...» Lambayı söndürmeden balkona çıktım. « ... gibi kar düşer düşer ağlar...» Oturdum balkonda iskemleye. Havada çıt yok. Karanlık bembeyaz. Uykudayım sanki. Sanki çok sevdiğim bir insan korkarak beni uyandırmaktan yumuşacık dolaşıyor etrafımda. Üşümüyordum. Kederim duruluyor berraklaşıyor. Odanın camlı kapısından balkona vuran ışık sıcak bir kumaş gibiydi üstünde dizlerimin. Ben rehavetli bir mahzunluk içinde acayip şeyler düşünüyordum : Feneryolu'ndaki çınar 150 yaşındaymış. Ömrü bir gün süren böcekler. Gün gelecek insanlar çok uzun çok bahtiyar yaşayacaklar. İnsanın yüreği ve kafası var... İnsanın elleri... İnsan? Ne zamanki, nerdeki, hangi sınıftan? Onların insanları, bizim insanlarımız. Ve her şeye rağmen yeni bir dünya için yapılan kavga. Sonra sen ben bir kırık küvet ve benim kendime karşı duyduğum merhamet... Kar durdu. Sökmek üzre şafak. Utanarak odaya döndüm. O anda uyansaydın sarılıp boynuna... Uyanmadın. Evet, çok şükür nezle bile değilim. Şimdi? Zaman zaman hatırlayıp zaman zaman unutacağım. Yine yan yana yaşayacağız beni sevdiğine emin olarak. Altı ay kadar geçti aradan. Bir gece karı koca denizden dönüyorlardı. Gökte yıldızlar, ağaçlarda yaz meyveleri vardı. Fahire birdenbire durdu baktı muhabbetle kocasının gözlerine ve suratına tükürür gibi bir tokat vurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazim Hikmet&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-4082792131704147019?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/4082792131704147019/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/09/bir-kuvet-hikayesi.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/4082792131704147019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/4082792131704147019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/09/bir-kuvet-hikayesi.html' title='Bir Kuvet Hikayesi'/><author><name>Kitab-ul Kara</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17521619055006905651</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-3885838856053006578</id><published>2009-08-26T10:48:00.000+03:00</published><updated>2009-08-26T10:49:13.391+03:00</updated><title type='text'>HAYALLERİN PEŞİNDE II</title><content type='html'>Apartmanın kapısını açarken hala telaş içindeydi. Sürekli olarak etrafını kontrol ediyor bu tedirginlikle doğru anahtarı bir türlü bulamıyordu. Sonunda apartman kapısını açtığında hızla içeri girip eski demir apatman kapısını ses yapmayacak şekilde kapatmaya çalıştı. Fakat böyle anlarda hep olduğu gibi sonuç yapmaya çalıştığının tam tersi oldu ve apartman kapısı gürültüyle kapandı. Ani ve büyük bir korku hissiyle merdiven boşluğuna baktı. Hiçbir ses gelmiyordu. Koşarak merdivenleri çıktı bir yandan da evinin anahtarını bulmaya çalışıyordu. Birkaç kere ayağı takıldı ve düşmekten son anda kurtuldu fakat sonunda 3. kattaki dairesine ulaştı. içeri girdi ve kapıya yaslanarak derin bir ohh çekti. Sonra erken sevindiğini anlayarak kapıyı arkasından kilitledi.&lt;br /&gt;Gökhan Mete’nin evi pek derli toplu sayılmazdı. Ama tek başına yaşayan bir insan için evine gayet iyi baktığı söylenebilirdi. Duvarlar eski, bazı yerlerde sıvalar dökülmüş ve solandaki parkeler atılan her adımda gıcırdıyordu. Gökhan hem yorgunluktan hem telaştan hemde artık bir an önce yaptıklarının meyvesini toplamak için çalışma masasına oturdu. Çantasını hızlı bir hareketle masanın üzerine koydu. Artık çok daha güvende hissediyordu kendini. Hareketleri rahatlamış yüzündeki gergin ifade yerini kararlılığa bırakmıştı. Çantayı açıp içindeki 7 kitabı çıkardı. Hepsinin kapaklarını teker teker inceledi. Kitapları sıraya dizdi ve hangisinden başlamaya karar vermek için kısa bir süre düşündü.&lt;br /&gt;Ardından gülümseyerek pardesüsünü çıkarıp arkasındaki çekyatın üzerine fırlattı. Kitaplardan bir tanesini almak istedi. Gözü soldaki incecik kitaba takıldı fakat sonra hemen başka bir kitaba attı elini. Kitabı alıp sayfaları hızlı hızlı çevirmeye başladı aradığı sayfayı bulduğunda durdu ve okumaya başladı.&lt;br /&gt;“… O insana, ileride güzel küçük bir kedi olmaya söz veren, küçük şirin bir kedi yavrusunu hatırlatırdı…”&lt;br /&gt;Sayafaları çevirmeye devam ederken kelimelerle anlatılan kadının bir resmini çizdi kafasında,&lt;br /&gt;“…Sonya da, yanakları bir gül kadar kırmızı, adamın kollarına girdi, göz alıcı mutluluğuyla, sabırsıca, uzun zamandır hasterini çektiği bakışı bekleyerek adamın gözlerinin içine baktı…”&lt;br /&gt;Göhkan’ın zihninde kadının hayali giderek belirginleşiyordu. Önünde yavaş yavaş belirginleşen kadın silüetinin dikkatini dağıtmaması için gözlerini yumdu.&lt;br /&gt;“…Sonya: ‘Onu daima seveceğim, fakat her zaman özgür bırakacağım’…”&lt;br /&gt;Gökhan gözlerini açmadan kadını hayal etmeye devam etti. Kadın, çalışma masasının önünden yavaşça Gökhan’ın yanına geldi. Hala gözleri açmadan oturan Gökhan omzunda iki sıcak elin dokunuşunu hissetti ve ardından bunca zamandır hayal ettiği kadının sesini duydu.&lt;br /&gt;“Sevgilim, bana bir hoş geldin bile demeyecek misin?”&lt;br /&gt;Gökhan bu sözü duyar duymaz ayağa fırladı ve kadına sarıldı. Mutluluktan gözleriden yaşlar süzülüyordu. Yanındaki kadının sıcaklığı adeta içini ısıtıyordu. Kadın ise içinde öyle derin bir sevgiyle sarılmıştı ki adama sanki hiçbirşey onları ayıramaz gibi görünüyordu.&lt;br /&gt;Gökhan kendini toplayarak kadını bıraktı. Onu çalışma masasını arkasındaki eski püskü kanepeye oturttu.&lt;br /&gt;“Biraz bekle sevgilim çok az işimiz var. Ondan sonra bu izbe yerden sonsuza kadar kurtulacağız.”&lt;br /&gt;Gökhan tekrar bir kitap almaya yeltendiğinde yine gözü o incecik kitaba takılıyordu. Fakat ona elini bile sürmeden yine farklı bir kitap aldı. Kitabın sayfalarını karıştırdı. Aradığı sayfayı bulunca, yine okumaya ve hayal etmeye başladı. Okuduğu kitabın bu bölümü son model bir arabayı anlatıyordu. Okuduğu her kelimeyi sindiriyordu Gökhan. Kısa bir süre sonra arabanın ayrıntılı bir resmi oluştu kafasında. Arabayı hayal etti ve anahtarlarının tam da kendi masasında olduğunu. Gözlerini açtığında masasında duran anahtarı gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. Odanın camına giderek sokağa baktı ve sokakta arabasının onu beklediğini görünce daha da keyiflendi.&lt;br /&gt;Gökhan tekrar masasına oturdu. İnce kitabı kendinden uzağa itip, bir kitap daha aldı masadan. Yine sayfalar hızlı hızlı çevrildi, yine gerekli sayfa bulundu. Ardından bir çanta dolusu paranın tasviri okunmaya başladı. Ancak Gökhan’ın dikkati dağınıktı bu sefer. Tüm bunlar için öldürdüğü insanlar gelmişti aniden aklına. Bu yolu o seçmişti. Fakat bu düşünceler için şimdi zaman yoktu şimdi paraya konsantre olmalıydı.&lt;br /&gt;Çok acı çekmişler miydi acaba ölürken?&lt;br /&gt;Para çantasının kulpu ince ve deri kaplıydı.&lt;br /&gt;Onları öldürmekten zevk almışmıydı?&lt;br /&gt;Çantanın içindeki paraların renkleri yeşil üzerlerinde ise bir adamın resmi var.&lt;br /&gt;Nasıl bir insana dönüşmüştü?&lt;br /&gt;Sonya hafifçe, “Sevgilim… neler oluyor?”, diye sordu.&lt;br /&gt;Gökhan “Bir dakika sevgilim, hemen bitiyor işimiz. Birazdan buradan çıkacağız”&lt;br /&gt;Gökhan tekrar tamamen paraya konsantre olmaya çalışıyordu. Fakat Sonya’nın sorduğu işin neden bu kadar uzun sürdüğü değildi. Onun sorduğu Gökhan’ın hemen arkasında duran ve giderek belirginleşen bir gölgeydi. Para çantası giderek masa üzerinde şekillenirken gölge de giderek somutlaşıyor, bir insan formunu alıyordu. Gökhan gözlerini açtığında para çantasının önünde olduğunu gördü. Çantayı açtı ve paraları kontrol etti. Bu esnada artık tamamiyle bir insan formuna ulaşmış olan arkasındaki gölge, yavaşça pardesüsünün iç cebinden bir bıçak çıkardı. Gökhan çantadaki paralardan birazını alıp cebine koydu. Sonya bağırmak istemişti fakat Gökhan’ın arkasındaki adam hızla bıçağı Gökhan’ın boğazına sapladı.&lt;br /&gt;Sonya öylece kalakalmıştı. Adam cebinden yarı kanlı bir bez çıkararak elini ve bıçağı sildi. Gökhan’ın cebindeki parayı aldı, para dolu çantayı kapatarak parayı aldı, araba anahtarını aldı ve Sonya’ya dönerek “Artık hazırız sevgilim hadi çıkalım buradan.” Sonya adama baktığında sevdiği insanı görüyordu. Biraz önce ölen Gökhan karşısında duruyordu ve gördüğünün o olduğuna kesinlikle emindi. Sevgilisine sarıldı ve son bir kez ölüye bakarak sordu, “Peki o ne olacak?”.&lt;br /&gt;Gökhan, “Ne olacak! Burada çürüyecek. Bunca zamandır, bu kitapları alabilmek için benim gibi bir katil olmayı hayal ettiğini unuttu.” Diye cevap verdi ve kitapları tekrar çantaya toplamaya başladı. 6 kitabı koyduktan sonra Gökhan’ın sürekli gözünün takıldığı, üzerinde “Dr. Jekyll ve Mr.Hyde” yazan ince kitaba bakıp gülümsedi, kapağı alta gelecek şekilde onu da diğerlerinin yanına koydu.&lt;br /&gt;Sonya ve Gökhan iki mutlu aşık olarak bu dökük evden ayrıldılar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-3885838856053006578?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/3885838856053006578/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/hayallerin-pesinde-ii.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/3885838856053006578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/3885838856053006578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/hayallerin-pesinde-ii.html' title='HAYALLERİN PEŞİNDE II'/><author><name>Kitab-ul Kara</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17521619055006905651</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-9092763374712293351</id><published>2009-08-26T10:47:00.002+03:00</published><updated>2009-08-26T10:48:31.883+03:00</updated><title type='text'>HAYALLERİN PEŞİNDE I</title><content type='html'>Cihangir’in dar ara sokaklarında yürüyen Haşim Aktepe bir kitap kurduydu. Akşam arkadaşlarıyla buluşmuştu, sanat müziğini rakının mezesi yapmış üzerine tatlı yerine koyu bir muhabbet kurmuşlardı. Haşim yine okuduğu kitaplardan bahstemişti arkadaşlarına ta ki arkadaşları şakayla karışık konudan sıkıldıklarını belli edene kadar. Haşim’in şu anda okuduğu kitap ise bir harikaydı.&lt;br /&gt;Haşim fakir bir ailenin çocuğuydu. Ne çocukluğunda ne orta okul, lise yıllarında ne de çalışmaya başladığında okumaya fazla vakit ayıramamıştı. Hep uğraşması gereken bir şeyler olmuştu. Önce dersleri sonra para kazanmak daha sonra karısı ve çocuğu için düzgün bir hayat kurmak. Şimdi ise boşanmıştı, tanınmış bir firmada iyi bir yere gelmişti. Ancak, yarısını harcadığı vakitte hayatı düzene girmişti. En azından o öyle olduğunu düşünüyordu. Ve bu güzel yaz gecesinde, Cihangir’in tarih kokan ara sokaklarında, etrafında kimse olmadan, elinde “Yüz Yıllık Yalnızlık”la evine doğru yürüyordu.&lt;br /&gt;Oysa her ne kadar Haşim bunun farkında olmasa da etrafında birisi vardı. Yaklaşık 10m kadar gerisinde onu takip eden 1.70 boylarında, korkmuş ve çekingen bir yüz ifadesi takınmış ve yürüyüşünden bir şeyler için sabırsızlandığı belli olan adam sesizce ve arayı açmadan arkasından yürüyordu. Uzun bir pardesü giymiş, yakalarını yüzünü kapatacak şekilde kaldırmıştı, yandan askılı çantası bel hizasındaydı. Pardesünün bir düğmesini yavaşça açarak elini iç cebine doğru götürdü ve yavaş bir hareketle iç cebindeki bıçağı çıkardı. Adımlarını hızlandırarak Haşim’e doğru iyice yanaştı, son bir kez etrafta kimsenin olmadığını kontrol etti.&lt;br /&gt;Haşim bir anlık bir tedirginlikle arkasına dönmek istediğinde, bir şeyin onu engellediğini fark etti. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir sürede boğazının yandığını ve oradan göğsüne doğru sıcak birşeylerin aktığını hissetti. Bir iki dakika içinde cansız bir halde yere yığıldı. Katil, Haşim’in yere düşürdüğü kitabı alarak hızla koşmaya başladı. Çantasını açarak kitabı diğer kitapların yanına koydu. Pardesüsünün cebinde kumaş bir mendil çıkararak ellerini temizledi. Sonra diğer cebinden buruşmuş bir not kağıdı çıkardı. Kağıtta üzeri karalanmış beş tane isim ve adres vardı. Diğer iki isimden biri Haşim Aktepe’ydi. Katil, gerçek ismiyle Gökhan Mete, hızla ölüden uzağa doğru koşarken heyecan ve mutlulukla düşündü “Geriye sadece bir tane kaldı. Hayallerimin tekrar gerçek olmasına sadece bir kişi…”&lt;br /&gt;            Gökhan bir apartman kapısı önünde soluklanıyordu. Kaldırımdan birkaç merdivenle çıkılan apartman girişi kapıya kısa bir koridorla bağlanıyordu. Gökhan kapının önünde durmuş, elini duvara dayamış, bir elini önü açık pardesüsünün içinden kalbinin üzerine koymuş derin derin nefes alıyordu. Son 1 ayı cinayetlerle geçmişti. Hayallerine ulaşmak için her şeyi gözden çıkarmıştı. Son 1 ay içerisinde bünyesi çok zayıflamıştı. Aklı ise daha kötü durumdaydı. Öldürdüğü insanların yüzleri beyninden bir türlü silinmiyordu. Her gece kabuslar görüyor sürekli vicdan azabıyla yaşadığını düşündükçe bir katil olduğu gereçeğini kabullenmesi gerektiğini ve tüm bunların yakında sona ereceğini düşünerek kendini avutmaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;            Gökhan yine bu düşünceler içinde kendini biraz toparlamışken apartmana gelen merdivenlerden bir adam yavaş yavaş yukarı çıktı. Gökhan’ı gördüğünde bu durumu biraz garipsemişti ama kapıya doğru yürümeye devam etti. Gökhan hafif titreyen sesiyle, “Galip Tekdir siz misiniz?” diye sordu. Adam yüzünde bir şaşırma ifadesiyle genç adama bakarak, “Evet, Benim siz kimsiniz?” diye sordu. “Ben Gökhan” diye cevap verdi genç adam eli hala kalbinin üstünde ve nefesini toplamaya çalışarak devam etti “ Birkaç hafta önce Beşiktaş’ta bir sahaftan Jules Verne’in “80 Günde Devri Alem” kitabını almışsınız. O kitabı oraya ben satmıştım maddi durumum çok kötüydü ve paraya çevirebileceğim hertürlü şeyi elden çıkarmaya çalışıyordum. Fakat o kitabın benim için çok büyük manevi değeri var. O kitabı annem, ben 14 yaşımdayken hediye etmişti. Eğer sizin içinde uygunsa ücretini size verip kitabı geri alabilir miyim?”&lt;br /&gt;Galip Tekdir yaşlı bir adamdı. Hayatının büyük bir kısmını yalnız geçirmişti. Hayatta pek çok şey görmüş geçirmiş adeta bir insan sarrafı olmuştu. İşte bu insan sarrafı, deneyimli gözleriyle Gökhan’a baktığında ve onun titreyen sesini duyduğunda neredeyse kesin bir şekilde onun yalan söylediğini anlamıştı. Gökhan kafasını kaldırarak kendisine hala cevap vermeyen adama baktı. Karanlıkta belli olmayan saç rengi aslında sihaytı ve aralarda bol bol beyaz saçlar vardı. Sürekli olarak hafif kambur duruyordu. Elleri ceplerinde ve sırtında şişkin bir sırt çantasıyla Galip Tekdir’de Gökhan’ı izliyordu. Gökhan bu yaşlı görünümlü adamı kolayca alt edebileceğini düşünmüştü oysa bilmediği şey Galip’in sürekli olarak belinde bir silahla gezdiğiydi. Gençliğinde gördüğü olaylardan sonra bunu bir alışkanlık haline getirmiş ve o zamanlardan beri silahını yanından neredeyse hiç ayırmamıştı.&lt;br /&gt;Galip sonunda sakin bir ses tonuyla, “Peki evlat, kitap yukarıda evimde. Sen burada bekle ben alıp getireyim” diye cevap verdi. Gökhan, bu sözler adamın ağzından çıkar çıkmaz karşısındakinin birşeylerden şüphelendiğini anladı. Hızlı bir hareketle iç cebindeki bıçağı çekip karşısındakinin üzerine atladı. Galip hemen belindeki silaha davrandı. Fakat Gökhan, ilk darbeyi omzuna indirmişti bile. İki adam yerde birbirleriyle boğuşuyorken etraftan geçenler belaya bulaşmamak için o tarafa bakmıyorlardı bile. Galip, Gökhan’ın bıçak tutan elini, bileğinden sıkıca kavramıştı. Gökhan’sa onun silahı tuttuğu elini bükmeye çalışıyordu. Gökhan’ın zayıf düşmüşlüğü bu boğuşma sırasında kendini belli etmeye başladı. Galip giderek onun bıçak tutan elini geri itiyor silahın namlusunu da ona doğru çeviriyordu. Gökhan giderek daha çok korkuyor, daha çok sinirleniyordu. Sonunda Galip’ten kurtulmak için kasıklarına bir tekme attı. Acıyla yere yığılan Galip’i sırtından birkaç kere bıçakladıktan sonra onu apartmandan içeri taşıdı. Hemen çantasını aramaya başladı ve aradığı şeyin orada olduğunu görmenin heycanıyla apartmanda bağırmaya başladı: “Sonunda hepsini topladım. Artık hepsi benim. Sonunda başardım. Kitabı hemen çantasına atıp koşarak apartmandan çıktı. Koşarak son cinayetinden uzaklaşırken sürekli olarak kendi kendine mırıldanıyordu: “Sonunda bitti artık öldürmek yok, sonunda bitti!”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-9092763374712293351?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/9092763374712293351/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/hayallerin-pesinde-i.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/9092763374712293351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/9092763374712293351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/hayallerin-pesinde-i.html' title='HAYALLERİN PEŞİNDE I'/><author><name>Kitab-ul Kara</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17521619055006905651</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-8938881893798728109</id><published>2009-08-26T10:47:00.001+03:00</published><updated>2009-08-26T10:47:54.246+03:00</updated><title type='text'>3 Ay 1 Gün</title><content type='html'>İlahi bir adalete inanır mısınız bilmiyorum. Bugün günlerden Pazartesi saat 14.30 ve ben 2 saattir oturduğum bankın üzerinde bu konuyu enine boyuna düşündükten sonra en sonunda ilahi bir adalet olduğuna kesinlikle inanmış durumdayım.&lt;br /&gt;            Bundan 3 ay 1 gün öncesine kadar bambaşka bir hayat yaşıyordum oysa şimdi yaşadığım son 3 ay 1 günü düşününce tüm hayatımın nasıl inançsızlık içinde kaybolduğunu anlıyorum. Bundan 3 ay 1 gün öncesinde günde 3 paket sigara içiyordum. Sigaraya 12 yaşımda başladım şimdi 27 yaşımdayım. Sigara dumanı gibi önce çoğalıp sonra dağılan 15 sene. Bazı geceler ciğerlerimin söküleceğini hissediyordum adeta. Öksürük nöbetlerini, geceleri sabaha kadar yanan ciğerlerimi, iki adım yürüyünce bile tıkanan nefesimi düşündükçe kendime ve zayıflıklarıma küfretmekten başka bir şey yapmıyordum. Bundan 3 ay 1 gün önce sigarayı bıraktım. Elbette bu kolay olmadı ama artık buna mecburdum.&lt;br /&gt;            Bundan 3 ay 1 gün önce neredeyse her gece arkadaşlarımla dışarı çıkar Taksim’de sürekli buluştuğumuz barda içerdik. Ben 5 tane 50’lik bira yada 4-5 kadeh viski içmeden geceyi bitirmezdim. O sarhoşluk anlarımda tek düşünebildiğim şey kendi tatminimdi. Geceyi güzel bir bayanla aynı yatakta bitirmek günün en büyük ödülü olurdu. Fakat son 3 ay 1 gündür artık gece alemlerine elveda dedim. Ağzıma bir gram bile alkol koymadım. Son 3 ay 1 gündür bir kere bile sarhoş olmadım. Hiçbir kadına elimi sürmedim. Yaşadığım tüm tek gecelik ilişkiler için kendimi affetmek ve diğer insanlarında beni affetmesi için dua ettim. Yaşadığım son 3 ay 1 gün boyunca tanıştığım bir kadına hayatımda ilk kez aşık oluğumu itiraf ettim. Hayatımda ilk kez bir insana gerçekten hissederek “Seni Seviyorum” dedim.&lt;br /&gt;            Son 3 ay 1 gündür daha önce nefret ederek ve sadece maddi açıdan beni doyurduğunu düşündüğüm için çalıştığım işime gitmiyorum. Esasen hiçbir işe gitmiyorum. Tek yaptığım evde oturup resimler çizmek. Hayatım boyunca en çok bunu istemiştim. Yaptığım çizimlerin çok güzel olduğunu düşünmeyin. Tam tersine, ben bile yaptıklarıma bakıp “Bu neydi acaba?” diye kendime sorabiliyorum ama bu sevdiğim şeyi yapmama engel değil. 3 ay 1 gün önce yapmayı isteyip sürekli ertelediğim ne varsa yapmak için elimden geleni yapıyorum artık. Aslında bana kalsa yine yapmazdım bunu ama çevremdekilerin ısrarı işe yaradı diyebilirim, artık ertelediğim her şeyi yaşamamı ısrarla önerdiler ve bu konuda bana çok destek oldular.&lt;br /&gt;            Örneğin ailemle tekrar görüşmeye başladım bu 3 ay 1 gün içerisinde. Ailemle 2 yıldır görüşmüyordum. Şu an hatırlayamadığım bir sebepten dolayı evden ayrıldığımdan beri annem babam ve iki kız kardeşimle tüm irtibatımı koparmıştım. Ne kadar garip, onları aradığımda hala içim onlara karşı nefretle doluyken onlar beni yine kucakladılar. Her ne kadar bana acıdıkları aşikar olsa da onları aslında ne kadar sevdiğimi anladım şu 3 ay 1 gün içerisinde. Hayatım boyunca yaptığım yanlışları sadece onlar kabul edip beni olduğum gibi sevmişler.&lt;br /&gt;            Onlardan ayrılmadan önce ailem daha sonra da arkadaşlarım her hastalanışımda doktora görünmem için beni hep uyarırlardı. Oysa bence bu gereksizdi. Herkes hastalanıyordu, ayrıca gençtim, vücudum kuvvetliydi hiçbir hastalık 1 haftadan fazla etkisini korumazdı bende. Oysa son 3 ay 1 gündür düzenli olarak doktora gidiyorum ve kendimi kontrol altında tutuyorum.&lt;br /&gt;            Bundan 3 ay 1 gün önce vapurla karşıya geçerken şu an oturduğum banklardan birinde oturup 15 senedir yaşadığım şehri izlemenin ne kadar güzel olacağını düşünmüştüm. Sadece bir an bu düşünce beni rahatlatmıştı. Bundan 3 ay 1 gün önce vapurda elimde çayım ve sigaramla o akşam hangi bayanla vakit geçireceğim vardı aklımda ve çevremdekilerin ısrarlarına dayanamayıp gittiğim doktor randevuma ne kadar geç kalacağım. Bundan 3 ay 1 gün önce aşağı yukarı bu saatlerde doktordan akciğer kanseri olduğumu öğrendim. Bundan 3 ay 1 gün önce sadece 3 aylık ömrüm kaldığını öğrendim. Bugün 3 ay 1  gün oldu.&lt;br /&gt;            Şimdi bu güzel bahar gününde Gülhane parkında oturmuş 15 senedir yaşadığım şehri izlerken daha önce sorgusuzca harcadığım günlerimi düşündükçe yaşadığım fazladan 1 günün keyfini sürmeye çalışıyorum ve ilahi adaleti düşünüyorum. Bana 1 günün ne kadar değerli olduğunu acı şekilde anlatan ilahi adaleti. Artık gözüm kararmaya başlasa da, artık ellerim uyuşuyor olsa da bazı şeyleri düzeltebilecek kadar güçlü olduğumu görmenin sevincini ve aynı zamanda bunu daha önce yapamamış olmanın pişmanlığını yaşıyorum. Dilerim Tanrı taksiratımı affetsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-8938881893798728109?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/8938881893798728109/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/3-ay-1-gun.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/8938881893798728109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/8938881893798728109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/3-ay-1-gun.html' title='3 Ay 1 Gün'/><author><name>Kitab-ul Kara</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17521619055006905651</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-9135462405069312131</id><published>2009-08-26T10:46:00.000+03:00</published><updated>2009-08-26T10:47:01.304+03:00</updated><title type='text'>SON BİR SÖZ</title><content type='html'>“Kasvetli bir geceydi…”&lt;br /&gt;Böyle başlamıştı arkadaşım anlatmaya, uzun bir süre durdu, sonra devam etti:&lt;br /&gt;“Yağmur yağıyordu dışarda, ara sıra şimşek çakıyordu. Ben her zamanki gibi şimşeğin, yada yıldırımın artık herneyse, ışığını gördükten sonra saymaya başlıyordum. Bilirsin… hani ışık geldikten sonra sayarsın ve kaça kadar saydıysan, ses geldiğinde o sayıyı sesin hızıyla çarpar, şimşeğin ne kadar uzakta çaktığını bulursun…”&lt;br /&gt;Hikayesinin bu kısmı pek de ilgi çekici değildi aslında. Ama yine de dinlemek zorunda hissediyordum kendimi. Sonuçta kafasını ellerinin arasına almış, başını eğmiş, gözünü kırpmadan sabit bir noktaya bakan bir adam varsa karşınızda, hele de bu insan yarı ağlamaklıysa ister istemez dinliyorsunuz.&lt;br /&gt;“İşte o gün başladım tüm bunları planlamaya. Ne zorum vardı bilmiyorum, ama yaptım işte.”&lt;br /&gt;Bunları söylediğinde, bana ne anlatırsa anlatsın bu konuşmanın sonunun değişmeyeceği geldi aklıma birden. Sana söylenenlerin dışına çıkmamalıydın biliyorsun dedim .&lt;br /&gt;“Önce kafamda kurmak istedim herşeyi, düşünüp, plan yapıp sonra harekete geçecektim güya ama olmadı. Bodoslama dalmak zorunda kaldım işte”&lt;br /&gt;Senin için pek akıllıca olmadı dedim. Duygusallığıyla uğraşacak halde değildim. Bir an önce bitsin istiyorudum herşey.&lt;br /&gt;“Beni anlayamazsın. Ne oldu bilmiyorum.  Eğer başarsaydım elimi kolumu sallayarak uzaklaşacaktım. O zaman yine böyle durabilecek miydin karşımda?”&lt;br /&gt;Ama bunların hiç biri olmadı dedim. Giderek olayı kişisel bir hale getirdiği belliydi. Oysa böyle işlerde hiçbirşey kişisel değildir. Ya da nadiren kişiseldir diyelim.&lt;br /&gt;“Artık bu işi sadece yapmak istediğim için yapıyorum. Artık eskisi gibi para için, saygı görmek için ya da kendimi korumak için değil, hele onlar için hiç değil, sadece en iyi olduğum işi yapmayı istiyorum.”&lt;br /&gt;Ne demek lan bu diye karşılık verdim ister istemez. Herifin dediklerini takip edemiyordum artık. Ne demeye çalıştığını nereye varacağını bilmiyordum. Fakat yaptığım hata bunları belli etmek oldu. Bizim meslekte hislerini belli etmek demek ya işinizi bitiremeyeceksiniz yada işinizi bitirecekler demektir. Ben tam kendimi toparlayayım derken. Bağırmaya başladı.&lt;br /&gt;“Dinlemiyorsun bile değil mi? Umrunda bile değil sen sadece onaların söylediklerini uygularsın. O herifi öldür, buna göz dağı ver! Ama senin kendi düşüncen hiç olamaz”&lt;br /&gt;Bu işlerin böyle yürüdüğünü bilmiyorsun sanki. Biz sadece bize söyleneni yapmakla yükümlüyüz. Eğer herşey hakkında kendimiz bişeyler düşünsek nasıl iş yapacağız ki dedim. Olay kontrolden çıkmadan bu işi bitirmem lazımdı. Herşey sadece bir parmak hareketine bakacaktı. Tıpkı herzaman olduğu gibi. Tetiğe basit bir dokunuş.&lt;br /&gt;“Ben hiç öyle düşünmüyorum. Ben hayatta sadece tetik çekmeyi biliyorum eğer bu işi yapacaksam namluyu kime doğrultacağıma ben karar veririm.”&lt;br /&gt;Sesi titriyordu. Adeta sinirden kudurmuş gibiydi. Eğer çabuk davranmazsam işi bitiremeyebilirdim.&lt;br /&gt;Sen istediğin kadar kararı ben veririm de. Bak ne oldu sonunda seni besleyen, seni koruyanların kafalarına sıktın şimdi de karşımda, kafanda bir namlu, başın elinde ağlayarak bekliyorsun dedim. Keşke demeseydim çünkü gözlerindeki nefreti artık seçebiliyordum. Artık o yıllardır tanıdığım, arkamı kollayacağını bildiğim arkadaşım değildi. En ufak bir hata herşeyi mahvederdi.  Ben de herşeyi sonlandıracak sözü ettim ona.&lt;br /&gt;Artık gitme vakti dedim&lt;br /&gt;“Bu kadar çabuk mu?” dedi&lt;br /&gt;“Son bir isteğin var mı?” dedim&lt;br /&gt;“Vay be! Ne zamandan beri son istekleri soruyosun” dedi&lt;br /&gt;“Sırf sana özel ne de olsa arkadaşımsın” dedim&lt;br /&gt;“Ne arkadaşmışsın be?” dedi bir süre bekledi. Elinden bir şey gelmeyeceğinin farkındaydı.&lt;br /&gt;“Acısız olsun” dedi&lt;br /&gt;Namuluyu şakağına iyice bastırıp bir el ateş ettim,&lt;br /&gt;Sonra kafasına bir tane daha.Şimdi başında beklerken son bir söz etmek istiyorum. Hani filmlerde olurya ölenin arkasından son bir söz ,öyle bir söz ki herşeyi anlatsın ya da ne bileyim herşeyi unuttursun. Ama bizim meslekte yani filmlerdeki değil hakiki meslekte böle laflar yok işte. Tek diyebileceğim mezarında rahat uyusun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-9135462405069312131?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/9135462405069312131/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/son-bir-soz.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/9135462405069312131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/9135462405069312131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/son-bir-soz.html' title='SON BİR SÖZ'/><author><name>Kitab-ul Kara</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17521619055006905651</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-4215290181543232536</id><published>2009-08-26T10:37:00.000+03:00</published><updated>2009-08-26T10:46:07.762+03:00</updated><title type='text'>KAZA</title><content type='html'>22.08.09&lt;br /&gt;Kapıdan gir ve dik merdivenleri geç. Ahşaptırlar üzerlerine bastıkça gıcırdayıp çatırdayacaklar, sanki kırılacaklarmış gibi ama önemseme bir şey olmaz. Yukarı çıktığında sağa dön önce, ikinci kapıdan içeri gir. Yatağın yanında bir komidin göreceksin. Çekmecesini aç. Oradan üzeri damgalı olan iki kağıdı al. Odandan çıkıp önünden geçtiğin kapıya gel. Dolap aynasının önünde üç tane fotoğraf var, biri karımın diğeri kızımın bir de üçümüzün birlikte olduğu. Üçünü de al. Ama çerçeveleri değil sadece fotoğrafları. Ne olursa olsun orada kalmasınlar. Merdivenlere tekrar gel. Diğer koridorda ilk kapıyı aç. Çalışma masamın arkasındaki dolapta mavi bir dosya var. Onun içinden hastaneden alınmış başhekim imzalı bir yazı, muhtarlıktan alınmış fotoğraflı kağıtlar var onları al. Ardından çekmeceden nüfus cüzdanımı ve diğer kimlikleri de al. Evden son alacağın şey de o koridorun sonundaki odada karımın daha önce bana ördüğü kırmızı kazak ona ihtiyacım olacak kesin. Ardından ben geri geldiğimde son ihtiyacımı almak için çıkabiliriz.&lt;br /&gt;Şimdi son kez kontrol edelim.&lt;br /&gt;Buradan çıkınca düz 50 adım ve taksi durağı. Taksiye yazılı adresi vereceğim ve beni tam benzin istasyonunun bitiminde indirmesi gerektiğini söyleyeceğim. Şu andaki durumum düşünülürse bunu anlayacaktır. Oradan karşıya geçip karakola gireceğim. Oradaki vatandaşların nasıl insanlar olduğunu hala hatırlıyorum. Ayrıca senin anlattıkların da var. Ardından karakoldan çıkıp sola doğru 122 adım. benzin istasyonundan taksiye binip Binanın önünde ineceğim. Bina saati çaldıktan 10 dakika sonra da ona sesleneceğim. Sırf polise rüşvet vermedim diye ruhsat işlemlerini 3 ay uzatmalarının işime yarayacağını nasıl bilebilirdim ki. Umarım şansım yine yaver gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23.08.09 (Büyük Gazetelerden birinin ucuncu sayfasindan)&lt;br /&gt;Ünlü iş adamı Faik Sönmez ofisinden çıktığı sırada kendisinin ismini bağıran vatandaşın yanına gitti. İsmi Kerim Göktan olan kişi Faik Sönmez’e tabancayla iki el ateş etti. Olay yerinde can veren Faik Sönmez…          …Görme özürlü olan failin tabanca ruhsatını ayni gun aldigi ortaya çıktı. Bu ruhsatın nasıl verildiği konusunda soruşturma başlatıldı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;09.05.09 (Yerel bir Gazeteden)&lt;br /&gt;Dün akşam Kırbayır köyü civarında gerçekleşen trafik kazasında bir aileden 2 kişi hayatını kaybetti bir kişi ise beyin travması sonucu komaya girdi. Doktorlar yaralının hayati tehlikesi olmamasına karşın sağlığı için bir süre komada tutulması gerektiğini bunun yanında görme yetisini kaybetme olasılığı olduğunu bildirdiler. Kazaya karışan diğer aracın ünlü iş adamı Faik Sönmez’e ait olduğu belirlendi. İddiaları reddeden Faik Sönmez başka yorum yapmaktan kaçındı fakat görgü tanıklarının ifadelerine göre aracı kullanan ve kazadan sonra hızla olay yerinden uzaklaşan kişinin tanımı Faik Sönmez’e uyuyor. Faik Sönmez’in sorgu için karakola götürülmesinden iki saat sonra Sönmez’in özel şoförlerinden Mustafa Kırat araci kendisinin kullandigini itiraf ederek polise teslim oldu.&lt;br /&gt;Halen komada olan Kerim Göktan’ın yakın arkadaşı Mirsad Kağan : “Faik Sönmez bu olaydan sıyrılmaya çalışıyor. Fakat bizler en iyi arkadaşımızın komaya girmesine, karısının ve kızının ölümüne sebep olan bu adamın peşini bırakmayacağız. Her koşulda adaletin sağlanması için her şeyi yapacağız” şeklinde açıklama yaptı…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-4215290181543232536?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/4215290181543232536/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/kaza.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/4215290181543232536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/4215290181543232536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/kaza.html' title='KAZA'/><author><name>Kitab-ul Kara</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17521619055006905651</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-3458340556610714612</id><published>2009-08-26T10:36:00.000+03:00</published><updated>2009-08-26T10:37:15.742+03:00</updated><title type='text'>BİZİM EV</title><content type='html'>Geniş bir arazi içindeki büyük evin kaç odalı olduğunu sahibi bile bilmiyordu. Babadan kalma bu ev çok eskiden yapılmıştı. İç içe geniş odalar, balkonlar, sofalar, tahtaboşlar, salonlar, içine gireni korkutacak mağara oyuklarına benzerdi.&lt;br /&gt;Evin sahibi burada, güzel karısı, çok güzel kızları ve oğullarıyla oturmaktaydı. Eski ev günden güne yıkılmaktaydı ama adam yine de,&lt;br /&gt;- Bizim ev… diye, babadan kalma bu evden övünerek söz ederdi. Her “bizim ev” deyişinde sevinçten ağzı kulaklarına varır, göğsü övünçten kabarırdı.&lt;br /&gt;            Evin üst katı yıkılmaya yüz tutunca, orta kata taşınmışlardı. Pencereleri bahçeye bakan odaların duvarları, kaplamaları da bozulmuş, onlar da büyük evin ortasına düşen salon ve odalara çekilmişlerdi.&lt;br /&gt;            Eski evde o kadar çok oda vardı ki, bu odaların duvarları yıkıldıkça, sıvaları döküldükçe, onlar daha sağlamca odalara çekilip, rüzgardan yağmurdan, soğuktan korunuyorlardı.&lt;br /&gt;            Evin büyüklüğü en yüce umutlarıydı. Çünkü, bu büyük evde nasıl olsa, ömürlerinin sonuna dek barınacak birkaç oda bulabileceklerdi. Kısaca bu büyük evin sahibi,&lt;br /&gt;-          Bizim ev… diye övünmekte haklıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerden bir gün büyük evin kapısı çalındı. Gelen sağ yandaki komşuydu. Ev sahibi, gördüğü eski terbiye üzerine, komşusunu buyur etti, ağırladı. Söz arasında da,&lt;br /&gt;- Bizim ev… diye övünmekten geri kalmadı.&lt;br /&gt;Komşu,&lt;br /&gt;- Eviniz çok güzel, çok büyük. Manzarası da olağanüstü…&lt;br /&gt;dedi.&lt;br /&gt;Buna pek sevinen ev sahibi,&lt;br /&gt;- Evet bizim evin manzarasına diyecek yoktur, dedi&lt;br /&gt;Bunun üzerine komşu,&lt;br /&gt;- Bizim evimizde çok sıkışık yaşıyoruz, ailemiz kalabalık. Acaba kullanmadığınız odalardan birini bize kiralar mısınız? diye sordu.&lt;br /&gt;Ev sahibi düşündü. Komşusunu önerisi hiç de kötü değildi. Odalar bomboş dura dura yıkılacağına, bunlardan birini kiralar, gelen kira parasıyla da evin bozulan merdivenlerini, kapılarını onarırdı. Komşusuna,&lt;br /&gt;            - Peki, dedi, beğendiğiniz odalardan birine taşının.&lt;br /&gt;Komşusu, odalardan birine taşındı. Ev sahibi tanıdıklarına,&lt;br /&gt;            - Bizim ev kiracı aldık… diye övünüyordu.&lt;br /&gt;Bir zaman sonra başka bir komşu geldi,&lt;br /&gt;            Duyduğuma göre evinizi oda oda kiraya veriyormuşsunuz. Bize de bir oda kiralar mısınız? diye sordu.&lt;br /&gt;            Ev sahibi ona da, peki, dedi. Böylece eve iki kiracı yerleşmiş oldu.&lt;br /&gt;Aradan bir zaman geçti. Başka bir komşu geldi, ev sahibine şöyle dedi:&lt;br /&gt;            - Bahçeniz çok geniş ama, nedense ekip biçmiyorsunuz. Bana bahçenizden birkaç dönümlük yer kiralar mısınız?&lt;br /&gt;            Ev sahibi,&lt;br /&gt;            - Olur… dedi,&lt;br /&gt;Aradan bir zaman daha geçince komşulardan biri,&lt;br /&gt;            - Bizim kuyumuzun suyu az olduğu için su sıkıntısı çekiyoruz. Sizin kuyunuzdan yararlanabilir miyiz? diye sordu.&lt;br /&gt;            Ev sahibi biraz duraladı, sonra,&lt;br /&gt;            - Neden bahçenizde kuyu açmıyorsunuz? diye sordu.&lt;br /&gt;            Komşu,&lt;br /&gt;            - Açtık, dedi, kuyumuz var ama, biz kalabalık olduğumuzdan kuyunun suyu az geliyor. Tabii, parayla kuyunuzdan su alacağız.&lt;br /&gt;            Ev sahibi, komşusunun istediğini yerine getirmekte bir sakınca görmedi.&lt;br /&gt;            Kiracılardan biri,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Bahçenizden bir yol istiyorum, dedi, kendi evimle burası arasında geçit olmazsa nasıl kuyuya gider gelirim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev sahibi,&lt;br /&gt;            - Haklısınız, dedi.&lt;br /&gt;Kiracısına bahçesinden geçit verdi.&lt;br /&gt;Şimdi, babadan kalma eviyle eskisinden daha çok övünüyordu.&lt;br /&gt;            - Bizim ev… diye her söze başlayışında gözlerinin içi gülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Eve yerleşen kiracılar,&lt;br /&gt;            - Biz birer odaya sığışamıyoruz, bir de oturma odası isteriz, dediler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden olmasın… Nasıl olsa evde oda çoktu. Kiracılar bir süre sonra yine istekte bulundurlar:&lt;br /&gt;            - Yatak odası isteriz…&lt;br /&gt;Ev sahibi,&lt;br /&gt;            - Hakkınızdır, dedi, istediğiniz odayı seçin…&lt;br /&gt;            - Mutfak isteriz…&lt;br /&gt;            - Mutfağı kullanabilirsiniz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Eline çok para geçtiği için ev sahibinin hayat seviyesi gittikçe yükselmişti. Karısı, kızı sevinçten türküler söyleyip oynuyor, oğulları eğlenebiliyor, kendisi de akşamları biraz içip neşeleniyordu,&lt;br /&gt;            - Bizim ev… derken daha da böbürleniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kiracılar,&lt;br /&gt;            - Kuyunuz yıkılıyor, yaptırmazsanız susuz kalacağız… dediler&lt;br /&gt;Ev sahibi,&lt;br /&gt;            - Param yok, dedi&lt;br /&gt;            -Biz anlamayız. Sana kira veriyoruz. Kuyuyu yaptıracaksın. İstersen sana iyilik yapar, faizle borç veririz.&lt;br /&gt;Ev sahibi,&lt;br /&gt;            - Sağolunuz, dedi, bu iyiliğinizin altında kalmam…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Duvarları yıkılmakta olan kuyu onarıldı. Bunu şerifine ev sahibi, kiracılarına büyük bir ziyafet verdi. Ziyafet sofrasında ev sahibiyle kiracılar karşılıklı nutuklar söylediler…&lt;br /&gt;Kiracılar gittikçe kalabalıklaştığından tek kuyunun suyu yetmiyordu.&lt;br /&gt;            - Başka kuyu açmalısın! Dediler.&lt;br /&gt;            - Haklısınız. Ama param yok.&lt;br /&gt;            - Biz sana borç veririz, faizle olduktan sonra neden vermeyelim…&lt;br /&gt;Ev sahibi düşündü. Kuyular kendisinin olacaktı, bahçesi şenlenecekti. Hemen bahçede kuyular açılmaya başlandı. Üç kuyu açılacaktı, ancak iki kuyuyla, bir de çukur açabildi. Çünkü kuyu için alınan borç paranın birazını, ev sahibi karısıyla kızlarına vermişti. Daha doğrusu vermek zorunda kalmıştı. Çünkü karısıyla kızları, kiracı kadınları giyinişlerine özenmişler, adamın başının etini yiyorlardı. Ev sahibi,&lt;br /&gt;            - Onlar zengin, diyordu, onların evleri, bahçeleri var da, oralara sığmadıklarından bizim evi kiraladılar.&lt;br /&gt;            Ama ne dediyse söz geçiremedi. Kuyu için aldığı borcun birazını karısına, kızlarına, oğullarına verdi. Kadın ve kızları bu parayla takma meme, ruj, rimel, korse, naylon don, sütyen, ıncık-boncuk gibi şeyler aldılar, saçlarını boyattılar berbere gittiler.&lt;br /&gt;            Bir zaman sonra kiracılardan biri,&lt;br /&gt;            - Geçit için verdiğiniz yoldan geçilmiyor yolu yaptırın! Dedi&lt;br /&gt;Ev sahibi de,&lt;br /&gt;            - Yaptıramam, dedi&lt;br /&gt;Kiracı,&lt;br /&gt;            - Ben size kira veriyorum, yaptırmak zorundasınız! Diye dikildi.&lt;br /&gt;            - Param yok.&lt;br /&gt;            -Biz sana kredi açarız!&lt;br /&gt;Ev sahibi sevindi:&lt;br /&gt;            - Verin paraları…&lt;br /&gt;            - Yağma yok. Kuyu açılması için açtığımız krediyle karın, kızın ş’aptılar. Kredi açarız ama, paranın yola harcanmasını kontrol ederiz…&lt;br /&gt;            Ne olursa olsun, yol kendi evinin yoluydu, kendi öz malıydı. Gözleri parlayarak,&lt;br /&gt;            - Bizim ev… derken, ev sahibinin ağzı kulaklarına varıyordu.&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;            Kiracı,&lt;br /&gt;            - Dam akıyor, burada oturulmaz… dedi&lt;br /&gt;            Ev sahibi düşündü.&lt;br /&gt;            - Param yok! dedi,&lt;br /&gt;            - Bize bir oda daha kirala. Parasıyla damı aktar…&lt;br /&gt;            Ev sahibi kiracı komşularına dua ediyordu:&lt;br /&gt;            - Allah sizden razı olsun. Yoksa bu damı aktaracağımız yoktu.&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;            Kiracı,&lt;br /&gt;            - Merdivenler sallanıyor, dedi&lt;br /&gt;            Evin üç odası daha kiraya verildi. Alınan parayla alt kata payandalar konuldu.&lt;br /&gt;Ev sahibi,&lt;br /&gt;            - Bizim ev, diyordu, sapasağlam oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Kiracı,&lt;br /&gt;            - Lağım künkleri delinmiş… dedi&lt;br /&gt;            Evde kiraya verilecek oda kalmamıştı. Ev sahibi, ailesiyle oturdukları odayı boşaltıp, alt kattaki taşlığa indi. Buraları da kiraya verdiler. Alınan parayla evin lağım yolları da onarıldı.&lt;br /&gt;            - Evin boyası eksik…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Evi boyatmak için para isterdi. Para yoktu. Alınan kiralar, hem evin onarılmasına, hem geçimlerine, hem de parayı buldukça istekleri artan karısına ve çocuklarına yetmiyordu.&lt;br /&gt;            Mevsim yazdı. Ev sahibi, bahçede çadır kurdu. Şimdi bütün ev kiradaydı, ama gıcır gıcır boyanmıştı.&lt;br /&gt;            - Bizim ev, işte şimdi eve benzedi.&lt;br /&gt;            Kiracı,&lt;br /&gt;            - Badana ister duvarlar, dedi sıva ve badana…&lt;br /&gt;            - Yapamam…&lt;br /&gt;            - Sizin kendi eviniz…&lt;br /&gt;Doğru, kendi eviydi. Ama sıva ve badana için parası yoktu. Yaptırmasa kiracılar giderdi oysa onlara borcu çoktu.&lt;br /&gt;            Kiracılar,&lt;br /&gt;            - Yoksa evden çıkar gideriz! demeye başlamışlardı. Ev sahibi, eski terbiyeleri kalmayan gittikçe kabalaşan kiracılara “Aman evimden çıkmayın” diye yalvarmaya başlamıştı.&lt;br /&gt;            Karısı kiracılara aşçılık ediyor, kızları, oğulları da kiracıların işlerini görüyordu. Aldıkları parayla evin içini sıvattılar, boya badana yaptırdılar.&lt;br /&gt;            Eski ev yepyeni olmuştu. Ev sahibi her yıl olduğu gibi, o yıl da evin vergisini öderken büyük gurur duymuştu. Karşıdan evine bakıp övünüyordu. Kiracılar iyi insanlardı. Ev sahibine çıkışıyorlardı:&lt;br /&gt;            - Karına iyi bakmıyorsun, yeni iskarpinler al. Kızlarının çorapları akmış… Karşımızda bu çirkin kılıkta insan görmek sitemiyoruz.&lt;br /&gt;            Ev sahibi,&lt;br /&gt;            - Haklısınız ama param yok, dedi&lt;br /&gt;            - Bizim karımız kızımız değil, senin… Ayıptır. Biz sana yardım edelim.&lt;br /&gt;Ev sahibi onlara dua ediyordu.&lt;br /&gt;Bir soğuk kış gecesiydi. Adam çadırda oğullarından biriyle oturuyordu. Karısıyla, kızları öbür oğulları evde, kiracıların işlerini görmekteydiler.&lt;br /&gt;            Adam pencerelerinden ışıklar saçılan evine baktı, yanındaki oğluna,&lt;br /&gt;            - Evimiz çok güzel oldu doğrusu, dedi. Bu evle övünüyorum.&lt;br /&gt;            Oğlu,&lt;br /&gt;            - Hangi ev? diye sordu.&lt;br /&gt;            - Ne demek hangi ev? Bizim ev işte!..&lt;br /&gt;            Oğlu,&lt;br /&gt;            - Baba, dedi, galiba o ev, artık bizim değil…&lt;br /&gt;            Adam birden kızararak bağırdı:&lt;br /&gt;            - Nasıl? Bizim ev değil mi? Bunu söylemeye nasıl dilin varıyor?&lt;br /&gt;            Delikanlı,&lt;br /&gt;            - Bana bizim ev değilmiş gibi geliyor, dedi, içinde oturamıyoruz, bahçesinde gezemiyoruz, yolundan gidemiyoruz, suyundan içemiyoruz.&lt;br /&gt;            Adam,&lt;br /&gt;            - Ama ev bizim, diye bağırdı, bizim ev…&lt;br /&gt;            Cebinde çıkardığı basılı kağıdı sallıyarak,&lt;br /&gt;            - İşte, işte evin tapusu, tapusu benim üstüme! O evin vergisini ben veriyorum! Defol hain evlat! Defol! Seni evlatlıktan reddediyorum… diye haykırdı&lt;br /&gt;            - Hain evlat! Senin gibi oğlum yok. Reddediyorum. Bizim ev… Ev bizim, işte tapusu…&lt;br /&gt;           &lt;br /&gt;            Hep birlikte yaşadığımız bu evi tanıdınız, sanırım. Bu ev, babadan kalma bizim evimizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Nesin – Ah Biz Eşşekler&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-3458340556610714612?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/3458340556610714612/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/bizim-ev.html#comment-form' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/3458340556610714612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/3458340556610714612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/bizim-ev.html' title='BİZİM EV'/><author><name>Kitab-ul Kara</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17521619055006905651</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-6435124342154475196</id><published>2009-08-26T10:33:00.000+03:00</published><updated>2009-08-26T10:35:11.900+03:00</updated><title type='text'>BOŞVER</title><content type='html'>Eldivenleri ve elindeki tepsi olmasa, lüks bir resepsiyonda ev sahipliği yaptığı düşünülebilecek kadar şık giyimli garson, adeta hafif bir reveransla elindeki tepsiyi önce hafifçe ortaya doğru tuttu, daha sonra da sağ tarafa doğru çekerek tabakları zarif hareketlerle masaya komaya başladı.&lt;br /&gt;            Bu restoranda herkes mükemmel bir giyime sahipti. İ. kentinin en lüks muhitlerinden biri olan E.’deki en pahalı restoranlardan biriydi bu restoran. Her zaman sosyetenin en ünlü isimlerini, büyük şirket sahiplerini, devlet adamlarını görmeniz işten bile değildi bu restorana geldiğinizde. Sürekli bir defile havasında geçen günlerde, şık garsonların masalarda mekik dokuduğu ve yüzündeki ifadeye bakılırsa restoran kendisininmişçesine gururlu olan ve kol düğmeli başgarsonlarıyla en parlak dönemini yaşayan bu mükemmel restorandaki şıklığı bozan tek etmen gençlerdi.&lt;br /&gt;            Tabi ki gençler derken sıradan gençlerden bahsetmiyoruz. Az önce belirttiğimiz ünlülerin, zenginlerin, devlet adamlarının çocuklarından bahsediyoruz. Gençliğin verdiği uçarılık ve taşkınlıkları burada her şeye rağmen hoş karşılanıyordu. Zira her biri önemli müşterilerin çocuklarıydı.&lt;br /&gt;            İşte şık giyimli genç garsonumuz bu tür iki gence servis yapmayı az önce bitirmişti. Güven, Serkan’ın birasını dolduruyordu. Serkan ise daha önüne gelir gelmez çatalıyla didiklemeye başladığı dana bonfilesini şimdiden parça parça etmişti. Güven oturduklarından beri susmamıştı. Serkan’ı biraz olsun neşelendirebilmek istiyordu. Güven ve Serkan tam 15 yıldır arkadaştılar. Aynı okullara gitmişlerdi (Ortaokula başlamadan önce Serkan Güven’in ayrı bir okula yazdırılacağını duyunca tüm bir gün ve neredeyse bütün bir gece ağlayıp, sızmıştı fakat sonunda babası dayanamayıp onu da Güven’in gittiği okula yazdırmıştı.), aynı takımı tutuyorlardı, ilk kız arkadaşlarını aynı yerlere götürdüler, aynı müzikleri dinleyip, aynı filmleri seviyorlardı. Ve şimdi 20 yaşında iki üniversiteli olarak yine dertlerini birbirleriyle paylaşıyorlardı. Güven başladığı hızla konuşmaya devam ediyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Bak abicim buradan çıkarız. Hatunları da alırız, bir cadde yaparız. Nereye istersen… sonra ben oteli de ayarlarım iki dakikada. (Yüzünde küçükken yaramazlık yaptığında, kendinden memnun oluğunu gösteren, gülümsemesi vardı). Hem ne var bunda altı üstü bir sınav geçmezsen kalırsın en fazla gider yaz okulunda alırız, hem yazın kampüs cıvıl cıvıl olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Abi derdim sınav değil. Tabi o da var ama ne biliyim garip bir şey. İçime bir ağırlık çöktü sanki.&lt;br /&gt;            - Al, iç şunu, hiçbir şeyin kalmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Doldurduğu bira bardağını Serkan’a uzattı. Serkan bardağı arkadaşına doğru kaldırdı ve birbirlerinin şerifine içtiler. Her ikisi de büyük bir yudum aldı.&lt;br /&gt;Serkan içini dökmeye başladı sonra:&lt;br /&gt;            - Abi sınava girdim ya soruları görünce zaten direk kilitlendim. Bir iki bir şeyler yazdım sonra bıraktım resmen. Ama sınıftan da çıkamıyorum… Aklımdan neler neler geçti anlatsam kafayı yersin.&lt;br /&gt;            -Anlat abim… Anlat canım kardeşim… Senin neşen yerine gelsin ben kafayı yemeye razıyım.&lt;br /&gt;            İkisi de hafifçe gülümsedi. Biralar tekrar kalktı.&lt;br /&gt;            -Abi bir an ben neredeyim dedim ya! Ne yapıyorum dedim kendi kendime, ne işim var benim okulda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Eh be abi! Ben her gün soruyorum bunu kendime. Her gün sabah “Güven oğlum ne işin var okulda, yat uyu” diyorum.&lt;br /&gt;Şen şakrak gülmeye başladı Güven. Serkan daha çok onu yalnız bırakmamak için hafifçe gülümsedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            -Yok kastettiğim öyle bir şey değil. Yani dedim ki kendi kendime,” Oğlum Serkan, burası sana bir şey vaat etmiyor. Burası sana gelecekte kim olacağını söylemiyor. Bu herif senden daha iyi olduğu için değil sadece burada daha uzun süre kaldığı için hoca olmuş ve belki de gerçek hayat hakkında hiç bir şey bilmiyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Vallahi haklısın abi ama işte ne yaparsın? İş görebilmek için diploma denen o kağıt parçasına ihtiyacımız var yoksa ben çoktan geçmiştim bizim fabrikaların başına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Öyle belki… sonra etraftaki insanlara baktım. Her biri oturmuş harıl harıl yazıyor. İnsanlar o küçücük kağıt parçasından medet umuyorlar adamlarda sanki gelecekleri bu kağıda bağlıymış havası var abi tüylerim diken diken oldu herifleri görünce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Abicim bunlar böyle işte ne yapacaksın  ki… Sınavdan önce “Ben hiç bir şey bilmiyorum, hiç çalışamadım” diyen adam gözümle gördüm 4 sayfa yazdı. Adam adeta destan yazdı anasını satıyım. Ve sana söylüyorum sırf kopya vermemek için çalışmadım diyor şerefsizler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Ya boş ver onu ister versinler kopya ister vermesinler. Ama Güven anlamadığım bir şey var. Bu kadar çaba, bu kadar didinme niçin? Yani çok mu önemli yaptığımız şey, yani okul? Ya da okul bitip işe başladığımızda yaptıklarımız daha mı önemli olacak? Daha mı mutlu edecek bizi sanki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güven hemen atıldı:&lt;br /&gt;            - Abi bizi daha mutlu edecek şey nedir ben bilmiyorum. Şu restorana bak en ensesi kalın diyeceğin herif buraya zor gelir, okul desen en iyi özel üniversitede memleketteki, İ’nin en lüks sitelerinde bi sürü ev, fitnes, sauna, pilates cabası, Caddenin en popüler kızları bizde… Bir insan daha ne ister ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Abi geç şu kızları ya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Hmm sorun Merve anlaşıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Hayır abi sorun ne Merve, ne okul, ne pilates, ne de para… Abi hiç yaşadığımız hayatın yanlış olabileceği geldi mi aklına. Dışarıda bunların hiç birine sahip olmayıp bizlerden çok daha mutlu yaşayabilen insanlar var. Abi daha iki gün önce bir grup gördüm kızlı erkekli. B’de bir bankın etrafına toplanmışlar. Konuştuklarını duydum biraz geceyi orda bankta geçirmişler hep beraber. 6 kişiydiler ve üzerlerinden bir sigara parası zor çıktı. O da adi bir sigara, ucuz. Ama yüzlerine baktığında adamların, mutlu olduklarını görebiliyordun. Ama biz burada içerde kapana kısılmışız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Abi ne diyorsun? İçeri neresi? Dışarı neresi? Elinde her türlü imkan var pek çok insanın hayal bile edemeyeceği imkanlar üstelik. Yemeğine ye, otur evinde… Tadını çıkar oğlum, düşünme böyle şeyler. O bahsettiğin adamlar senin sahip olduklarının yarısı için birbirini vururdu ne arkadaşlıkları kalırdı ne başka bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - İçerisi burası işte (eliyle masanın hemen yanındaki cama sert ve hızlıca bir kaç kere vurdu). Ve dışarıda hayat var. Abi bizi altından bir havuzun içine koymuşlar sadece ve dışarıyı göremiyoruz asıl hayatı hiç bilmiyoruz. Evet, çok şanslıyız çünkü böyle imkanların içinde doğduk. Ama burada değil de bambaşka bir yerde doğup bambaşka bir insan olabilirdik. Ve düşünüyorum ne bu yemek, ne oturduğum ev, ne okuduğum okul, ne de gittiğim fitnes salonu hiç biri benimle ilgili değil. Hepsi de ailemizin konumuyla ilgili ve bizim bunda en ufak bir katkımız yok…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güven çaresizlik ve ne yapacağını bilememezlik içinde araya girdi:&lt;br /&gt;            - Abi sen… Nereden geliyor böyle şeyler senin aklına abi? Rahat ver kendine ya… Peder bey kimin için kazanıyor parayı? Senin için, tabi ki sen harcıyacaksın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serkan adeta hiç bir şey olmamış gibi kaldığı yerden devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Artık hayatımın böyle sürmesini istemiyorum. Artık gerçekten kendime ait olan ve her şeyiyle benim eserim olan BENİM OLAN bir yaşam istiyorum ben…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Abi kim istemez ki kendi hayatını kurmayı okulu bitireceğiz işimizin başına geçeceğiz ve elbette ondan sonra kendi hayatımıza kendimiz yön vereceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            - Güven? Söylediklerimi anlamıyor musun?&lt;br /&gt;            - Yok abi valla böyle saçma sapan fikirleri nerden buldun hiç anlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serkan geçirdikleri 15 yılı düşündü ve Güven’e adeta acıyarak baktı ve dedi ki:&lt;br /&gt;            - Boş ver…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Serkan masadan kalktı ve hiç bir şey söylemeden restorandan çıktı. Arabasını getirdiler binmedi, yürüyüp gitti.&lt;br /&gt;             Güven birkaç gün sonra Serkan’ın evden ayrıldığını haber aldı. Onu tam 7 yıl sonra gördü (kendisi onu gördüğünden haberdar olmasa bile…). Güven, ya da yeni unvanıyla, Kıraç Holding’in sahibi Güven Kıraç Bey ofisinin önünde fabrikalarının birinden çıkan atığın çevreye zarar vermesi sebebiyle gösteri yapan kalabalığa bakıyordu. Serkan ise (ki onun yeni bir unvanı yoktu, o sadece Serkan’dı hala) kalabalığın en önünde slogan atıyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-6435124342154475196?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/6435124342154475196/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/bosver.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/6435124342154475196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/6435124342154475196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/bosver.html' title='BOŞVER'/><author><name>Kitab-ul Kara</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17521619055006905651</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2029201469049737237.post-332364208123468395</id><published>2009-08-26T10:30:00.000+03:00</published><updated>2009-08-26T10:31:55.773+03:00</updated><title type='text'>İNTİHAR</title><content type='html'>Olmak istediğiniz yer; bir göl kenarındaki eviniz. Verandasında, oturup huzurlu hayaller kuruduğunuz sallanan sandalyenizde, omzunuzda, sevdiğinizin hafif ve baştan çıkarıcı elleri. Ama orada değilsiniz! Bunun yerine bilmem kaç katlı bir binanın tepesinden aşağı bakıyorsunuz ve düşlediğiniz huzur size çok uzak.&lt;br /&gt;            Kenara doğru bir adım daha… Eğer birileri size intihar anlarında insanların gayet sakin ve kararlı olduğunu söylediyse, bilin ki o kişi yalan söylemiş. Kenara doğru bir adım daha ve başınız dönmeye başlar. İstemsiz olarak başınızı döndüren başka anılar gelir aklınıza. Mesela ilk buluşmalarınızın birinde sevgilinizin parfüm kokusu… O an, o kadar çekici ve cezbedicidir ki başınız döner. Ama şu an orada değilsiniz.&lt;br /&gt;            Buradan bakınca insanlar ne kadar küçük sokaklar ne kadar yapmacık. Eğer birileri size bu şekilde intihar etmeye çalıştığınızda tıpkı insanların küçüldüğü gibi sorunların da küçük göründüğünü söylediyse, bilin ki o kişi yalan söylemiş. İnsanın herhangi bir yerdeki konumu sizi hayattan bezdiren tüm o sıkıntılardan çok bağımsız bir olgudur. İnsan tüm sıkıntılarını beraberinde götürür nereye giderse.&lt;br /&gt;            Artık ayrılma vakti. Küçük bir salınım ve hızla aşağı doğru düşmektesiniz. Eğer birisi size böyle bir anda hayatınızın bir film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçtiğini söylediyse, bilin ki o kişi yalan söylemiş. Tek düşündüğünüz içinizdeki korkunun bir an önce dinmesidir, yaşamınızın son anları korkuyla geçerken bu korkunun geçmesi için tekrar yaşamaya bile razı olursunuz.&lt;br /&gt;            Giderek dibe yaklaşmaktasınız. Eğer birileri size dibe vurunca artık her şeyin önemsiz olduğunu kaybedilecek hiçbir şeyin kalmayacağını söylediyse, bilin ki o kişi yalan söylemiş. Zira size giderek yaklaşan, giderek büyüyen şekilleri gördükçe daha bir büyür içinizdeki boşluk. Artık dibe varmak üzereyken kaybedilen her şeyin üzüntüsü ve çaresizliğin umursamazlığı birbiriyle yarış halindedir, ölürken bile huzur yoktur kısaca.&lt;br /&gt;            Eğer birileri size öldükten sonra parlak bir ışık göreceğinizi veya kızıl alevlerde yanacağınızı söylediyse, bilin ki o kişi yalan söylemiş. Hiç bir şey değişmemiştir zira. Artık bu dünyanın etrafında döndüğü küçük merkezi değilsiniz. Siz bir hiçsiniz. Tıpkı tüm yaşamınız boyunca olduğu gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2029201469049737237-332364208123468395?l=kitabulkara.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kitabulkara.blogspot.com/feeds/332364208123468395/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/intihar.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/332364208123468395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2029201469049737237/posts/default/332364208123468395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kitabulkara.blogspot.com/2009/08/intihar.html' title='İNTİHAR'/><author><name>Kitab-ul Kara</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17521619055006905651</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
