Saturday, November 27, 2010

Yer-u-Shalayim

Eski pusku bir tavernayi anlatiyor dinledigim sarki. Daha dogrusu o anlatmiyor da ben sarkiyi dinledikce eski pusku bir tavernanin detaylari canlaniyor gozumde.

Elinde yarisana kadar ucuz bir sarapla doglu bardakla sarki soyluyor kadin. Cirkin elbiselerinin icinde tum guzelligiyle, oturmaktan cok yaslanmis arkasindaki uzun tabureye. Koyu kirmizi elbisesi kendisinden daha az yipranmis... Sesinde sanki sigara dumaninin getirdigi bir bugu var. En neseli sarkilari bile sesinde bir huzunle soyluyor. Ya da ben dilini anlmadigim icin bana oyle geliyordur belki. Etrafta insanlar kendi hallerinde ickilerini yudumluyorlar ve sadece kendi isleriyle ugrasiyorlar. Oysa ben sadece kadina bakabiliyorum, sadece onu dinleyebiliyorum, oysa kadin sadece sarkilari ve sarabiyla mesgul. Disarida bir pazar dagiliyor. Insanlar evlerine yetismeye calisiyorlar. Tekin degil geceler hic kimse icin. Pencereden basi bagli bir kadin gorunuyor, elindeki torbayi tasimaya calisirken bir yandan da cocugunu cekistiriyor evine dogru. Bacaksiz bir adam dileniyor yikik kaldirimda. Sehrin isiklari tek tuk ve bunlarinda anca yarisi yanmaya baslamis. Digerleri cansiz bir durgunluk icinde karanlikta sessiz, hareketsiz ama dimdik duruyorlar. Citlerin arkasindaki insanlar gibi tipki, gozunde fer kalmamis ama hala ayakta duran, inatla yasayan insanlar. Camiden muezzin aksam namazina cagiriyor insanlari, papaz ile haham o gelene kadar kendi aralarinda bir el tavla oynuyorlar. Eski masa ortulerinin renkleri artik secilmiyor. Sarabima gidiyor elim bir kez daha dudaklarimda sicak bir islaklik. O bugulu sese birakiyorum kendimi, tavernaya bir adam giriyor. Anlamadigim baska bir dilde bagirmaya basliyor. Etraftaki insanlar cigliklar atiyor, masalarindan kalkip kacmaya calisiyorlar. Oysa ben sadece kadina bakabiliyorum, sadece onu dinleyebiliyorum. Az once bagiran adam elinde tuttugu alette bir dugmeye basiyor, kadinin sesi susuyor, citin arkasinda, gocmen kampinda dik duran adam sesten irkilip egiliyor, bacagi olmayan adam kosamiyor, cocugunu cekistiren kadin yere dusuyor, ve ben buyuk bir gurultunun icinde sessizce, Kudus'ten binlerce kilometre uzakta kulaklarimda bir Israilli kadinin bugulu sesiyle can verip, kendi odamda gozlerimi aciyorum. Bir yas suzuluyor gozumden, bir ciglik yukseliyor... Odamin duvari Aglama Duvari oluyor agliyorum, oldurdugum gunlerim icin namaz kilip Mescid-i Aksa'da, kendimi Galgotha'da carmaha geriyorum...

0 comments:

Post a Comment