gerginlik...
bekleyen her insan gibi, özellikle de belirsiz birşeyi bekleyen her insan gibi gergindi. sürekli volta atıyor, arada sanki olanı biteni bulunduğu yerden görebilecekmiş gibi, gözü pencereye takılıyordu. sigara sevmemesine rağmen, bugün birkaç tane içtiğini hatırlıyordu. acemice, çakmağın aleviyle elini yakarcasına. tam bir tane daha yakacakken, telsizden bir ses duyuldu.
-gözlemci-4 gözlemci-0 ı arıyor, cevap ver gözlemci-0
iki adımda yetişip aldı, mandala basıp
-gözlemci-4, ben gözlemci-0 dinlemedeyim, bir gelişme mi var? tamam.
-gözlemci-0, belirtilen adaylardan biri bölgeye girmek üzere, ne yapalım, balıkçı-1 e haber verelim mi? Tamam.
-gözlemci-4, kesinlikle müdahale istemiyorum, balıkçı zaten ne yapması gerektiğini biliyor, ona hiçbir katkı yapamayız. tamam.
geçen sefer olanlardan sonra... diye düşündü.
bir ay önceki deneklerden biri kontrolden çıkmış, ve tam sonuç aldığını düşündüğü sırada intihar etmişti. taksim meydanındaki buluşmadan az önce, babasının altın kaplama desert eagle ı ile beynini dağıtarak... keşke biraz daha bekleseydi, lanet olası ekibin nerdeyse cafede mevzilenmişti, orda onu durdurmak işten bile değildi. hem o mesafeden, başka teknikler de kullanılabilirdi...
-tamam gözlemci-0 beklemedeyiz, tamam.
o sırada, birkaç sokak ötede, lise üniformalı bir genç, bir diğerini ikna etmeye çalışıyordu.
-didem ne olursun biraz canlan, tamam biliyorum annenle babanın arası kötü, hele abinin gay olduğu ortaya çıktıktan sonra, ama en azından biraz olsun canlan. herşeyin sonu demek değil ki bu
-belki de öyle..
-aaa! nasıl laf o bakayım! duymamış olayım!
-elimde olan birşey değil ki gökay...
-gel bak şuraya girelim, hem biraz ısınırız değişik birşey buluruz belki. burada biraz daha kalırsak donacağım!
-eh... peki...
küçük, arada kalmış bir dükkan. kadıköyün şu her türlü gençlik aksesuarı satan dükkanlarından bir tanesi. girer girmez, yirmili yaşların ortalarında, küt siyah saçlı, kısa boylu bir kadın olan dükkan sahibi ayşeyi görürler. yani balıkçı-1 i. yerinden heyecanını belli etmeden kalkarken, balıkçı-1 tezgahın altındaki küçük bir butona bastı.
gözlemci-0
-sonunda! görüntü geldi.
-iyi günler gençler, ne aramıştınız?
-özel birşey bakmıyoruz, zaten bizimkine kalırsa, özel, değişik birşey almak mümkün değil!
-hmm... anlıyorum sanırım
didem omuz silker
küçükhanım zor beğeniyor anlaşılan?
-aslında ben bu tip kıyafetleri pek sevmiyorum, daha rahat şeylere alışığım
-anladım. bir düşüneyim bakayım... bu olur mu?
-hmm... yok, beğenmedim.
-aaa didem! nesini beğenmedin. gayet güzel işte, hem herkes bunlardan giyiyor bu ara.
-ne yapayım yani?
-tamam tamam, kavga etmeyin! ben sanırım işi çözdüm. rahat şeyler seviyorum demiştin değil mi? gerçi biraz demode ama, bu havalarda çok rahat edeceğin bir hırka... bak bakalım nasıl?
-bu ne ya? bunu geçen seneden beri giyen görmedim.
-...
-...
-eee... pardon.
-ben bunu beğendim sanırım. kaç lira?
-70 lira gerçi ama, madem geçen seneden beri giyen yok... 60 olur sana
-oha!
-gökay!!!
-tamam tamam sustum.
-vallaha şaka bir yana, bu kadar kalın dokuma hırkayı bu fiyata bulamazsınız. mevsimlik çalıştığımızdan mal elimde kalmasın diye veriyorum.
-sağolun vallaha
-teşekkür ederim, iyi günler
dışarı çıktılar, balıkçı-1 bir süre arkalarından baktı. sonra telsize sarıldı.
-gözlemci-0 burası balıkçı-1, tamam
-bırak şu resmiyeti ayşe.
-ne yapayım ferit, siz telsizde dikkat edin diyorsunuz diye...
-o görev bitene kadardı
-gördünüz mü peki?
-gördüm, aferin kızım, yine her zamanki gibi güzel iş çıkardın.
-geçen seferki gibi mi...
-onu karıştırma! o bir hataydı, ve sizden çok benim hatam. öncekilerde sadece pasif telkinler yapmıştım, beyin kontrolü denemesine kıyasla çok daha risksiz...
-biliyorum efendim ama ahmet de...
-ahmetin bunda hiçbir kabahati yoktu! bütün suç benim!!!! benim!!!!
-efendim, ağlıyor musunuz?
-efendim?
-ferit?
-ferit?
-yok birşey kızım. sadece ahmedin intiharını hala sindiremedim...
-onda sizin suçunuz yoktu ki, ahmet intihara eğilimliydi tıpkı diğer denek gibi.
-evet ama ahmet kendi önerdiği teknikleri kendi üstünde denediğimi bilmiyordu!!!
belki de onun sözünü dinlemeseydim, biraz daha kendi ağırlığımı koysam ahmet bu gün aramızda olurdu, tabi diğer denek de... gerçi eninde sonunda beyin kontrolünü deneyecektik...
-nasıl yani?
-en iyisi sen buraya gel kızım, öyle konuşalım. yok ya da buraya değil, merkeze gel.
-anlaşıldı, tamam
güldü ferit. ne zaman birşeye morali bozulsa, öfkelense ya da kızsa hep böyle yapardı ayşe. bazı şeyler hiç değişmiyor, ne kadar değiştirmeye uğraşsan da. belki de böylesi daha iyi. yerinden kalktı, kılıfındaki israil malı cz-79 taklidi silahı kontrol etti, yerine koydu, paltosunu giydi ve merkeze doğru yola koyuldu.
ayşe, rex sinemasının hemen aşağısındaki dükkanından çıkıp, bahariyere giden kuytu sokaklara saptı. bunlardan birindeki, dışı ısı yalıtımı yapıyoruz bahanesine faraday kafesiyle dinlemeye karşı korunmuş giriş ve bodrum kattaki dört dairenin birleşiminden oluşan merkeze geldi. retina taraması, yüz tanıtlama ve parmak izi gibi rutin testlerden geçtikten sonra içeri girdi. alt katlar laboratuar, amelyathane ve ufacık bir atolye ve depodan oluşuyordu, üst kat ise daireden bozma bir ofis, ufak bir yatakhane ve mutfak, banyo gibi şeylere ayrılmıştı. burasını ferit, yarı gönüllü deneklerinin katkıları ile satınalmış, adam etmiş, ve işi için biçilmiş kaftan haline getirmişti. gerçi bütün apartmanı almak işten değildi, ama o da çok dikkat çekerdi. ayşe güvenlik taraması için girişe yaklaştığında, evin dahili diafon sistemine verilen uyarı hariç, ilk kattaki ofis-daire nerdeyse tamamen sessizdi. mutfaktan gelen, feritin çay kaşığının sesi hariç. ayşe sese doğru yöneldi, ve elinde bir fincan kahve ile feriti buldu. gülümseyerek bir sandalye çekip oturdu, ve sordu:
-şimdi söyle bakalım, nedir şu beyin kontrolü fikrinin aslı? yoksa ahmedin bilmediğim bir planı mı vardı?
iç çekti ferit.
-kızım, aslında sana herşeyi baştan anlatmalıyım. ahmedin bu işteki rolü sandığından çok daha az. hatta bu işi bile tam olarak bilmiyorsunuz...
-nasıl yani??
-intihara eğilimi olan gençleri, nanoteknolojik sensörler, vericiler, ilaç depoları vesaire ile donanmış kıyafetlerle hayata kazandırma... pöh! bizim gruptaki zengin züppeler gibi buna inandığını söyleme bana.
-bu lafın ucu bana da dokunuyor...
-korsan cd satarak zengin olmuş kaç kişi var bu grupta?
ayşe bir kahkaha atar
-zaten o yüzden ucube gibi davranıyorlar hep. ben caddeye takılmıyorum ya! neyse sen konuya gel.
-bütün o sizden aldığım bağışlar, verdiğim görevler, bütün bunlar bu projeyi karşılamın ucundan bile geçmez. iyileştirmek için yemin ettiğim akıl hastası bir oğlum da yok.
-orasını da az çok tahmin ettim, ama kaçık bilimadamı figürünün çok dışına çıkmadığın için sorgulamadım. zaten böyle bir projeyi başka kaç kişi yapar?
-kaç kişi değil... hangi güçler? bak kızım, benim asıl amacım insan davranışlarını sadece anlık olarak kontrol etmek değildi, asıl niyetim bir insanın karakterini istediğim gibi şekillendirebilmekti.
-yani düşüncelerini kontrol etmediğinde dahi kontrol etmek, öyle mi?
-kesinlikle! bu aptal insanları adam etmek için ancak bu yeterli olurdu. böyle bir projeyi finanse edecek güce, ve mümkün kılacak teknolojiye sahip tek isim vardı. kurum.
-kurum? ne kurumu bu?
-biz kısaca kurum diyoruz. Fazla detay veremem, ama özellikle askeri davranış projeleri yürütüyorlar. söylenenlere göre vietnamda travma sonrası stres bozukluğu gösteren askerleri araştırmak için kurulmuş. belki de o bozukluklar başarısız deneylerdi, kim bilir... ben kamuoyuna yansımayan bir kısmın içine girdim. 90larda güneydoğu gazilerinin psikolojik sorunlarının biyolojik yönden değerlendirmesi konulu tezim dikkat çekti sanırım. önce ordu resmi bir araştırma için görevlendirdi, araştırmadan hemen sonra da kurum benimle temasa geçti. tabi ırak savaşı, afganistan... çok fazla veri birikmişti ellerinde. bazı deneyler ise kendi ülkelerinde yapılamayacak kadar radikal işlerdi. sonuçları az çok gördün... dolayısıyla kendi ülkemde çalışmama birşey demediler. pis işi yapıp sonuçları yolladığım sürece. projenin ilk aşaması sorunsuz geçti diyebiliriz, yani senin de az çok şahit olduğun şeyler. tabi onlar bu kadar insancıl şeyler yapmamı beklemiyorlardı. o yüzden bütün katılımcılar şimdi ölü görünüyor onların kayıtlarında. buna sen de dahilsin kızım.
-ciddi misin???
-hiç olmadığım kadar. dinle kızım, ikinci aşamada, pratik anlamda beyin kontrolü istiyorlardı, yani ne söylersek dinleyecek, ne dersek harfiyen yapacak insanlar. üçüncü ve son aşamada artık insan programlamaya geçecektik. o yüzden ahmet daha radikal kontrol yöntemleri denememiz gerektiğini söylediğinde onayladım, ve denedik. deneğin intiharının bu kadar radikal olacağını tahmin etmedim. hele ahmedin de bundan etkilenip intihar edeceğini.
-eh, taksim meydanında beynini havaya uçurdu kız, çok unutulacak birşey değil. basın günlerce konuştu... ahmedin olayı ise o kadar dikkat çekmedi, yanlız yaşayan, yetimhaneden çıkma bunalımlı bir genç akademisyen. kimin umrunda olur ki?
-kahve ister misin?
-teşekkürler, midem çok kaldıracak gibi değil...
-beni suçluyorsun, haklısın da. ama bu alana hayatımı verdim.
-seni suçlamıyorum, sadece... belki daha geç başlayabilirdin, ya da ahmeti dinlemeyebilirdin.
-yapacak başka şeyim yoktu kızım, sadece bunu insancıl bir amaçla kullanmak istedim... ikinci aşama hiç olmayacak, projeyi burda bitiriyorum.
-peki ya senin patronlar ne der bu işe?
-birşey diyemezler! yarın sabah, bütün binayı etkileyecek bir telkin mekanizması çalıştıracağım. herkes dışarı çıkmak isteyecek. çıktıklarında da, merkezin güvenlik sistemi yangın mekanizmasını harekete geçirecek. ekipmanları ise bu geceden imha edeceğim.
-sen ne yapacaksın?
-bilmiyorum, bu çalışmayı devam ettirmem gerek diyor birşey bana. mesleki hırs da değil bu kızım. sanki o kurtardığımız insanların gözlerine bakınca...
ayşe gülümser, ferite bakar
-benim mi mesela?
-evet 7 numara.
-sanırım haklısın, devam etmelisin.
-edeceğim, yerleşecek yeni bir yer bulur bulmaz. belki başka bir yere giderim, ege taraflarına. ya da başka bir ülke, daha güvenli olabilir. arjantin mesela.
-kaçak nazi doktorlarına mı özendin?
-şakası bile kötü...
-asla öyle olmayacağına eminim. yine de, ben de gitmeliyim. yarın erkenden açmam gereken bir mağazam var. seni tanımak güzeldi, hem bir de hayat borcum var sana. bunu hiç unutmayacağım.
ayşe yerinden kalkıp ferite sarıldı, yanağına bir öpücük kondurdu. tam hırkasını giyip kapıya doğru yönelirken, ferit de yerinden kalkıp, arkasından geldi.
-ayşe, senden bir isteğim var...
-efendim?
-benimle ortak çalışır mısın?
ayşe hüzünle gülümsedi, yine de kalamayacağını düşünerek kapıya yöneldi.
ferit elini silahına doğru istemsizce götürdü.
-senin sayende proje çok ilerledi, beraber çok daha iyi yerlere getirebiliriz, bir sürü insanı daha intihardan kurtarabiliriz...
ayşe tereddütle kapı kolunu tuttu, bastırdı...
-...değil mi kızım?
ayşe elini geri çekti, geri döndü. çarpık bir yüz ifadesiyle kesik kesik konuşmaya başldı
-e...evet... kusura bakma... b-bu gün biraz yorgunum, nnne dediğinin farkına bile...varamamışım. birlikte projeye dddevam... etmeyi ben de ç-çok istiyorum.
-bunu diyeceğini biliyordum. yarın bir yerde buluşur, hem yeni projenin detaylarını konuşuruz, hem de biraz laflarız. işten güçten yorulduk kızım, dinlenelim biraz değil mi?
-evet... ben de yyyorgunum, gidip b-biraz dinleneyim. iyi a-akşamlar ferit.
-iyi akşamlar.
kapıyı kapamadan ferit, ayşenin giydiği 68 numaralı hırkaya bir süre bakakaldı. sonra, düşüncelere daldı. “anahtar kelimeye tepki mükemmel! bu sefer geçen sefere göre çok daha iyi sonuç verdi! iki deney daha, sadece iki deney daha, sonra 2. aşamaya geçebiliriz! umarım bu da vakitsiz intihar etmez...”
0 comments:
Post a Comment