Tuesday, September 15, 2009

Tanri, Din ve Insan I

Cok kilise, fakat uzerine ne kadar yazi yazilsa, ne kadar konusulsada konunun ana karakteri sebebiyle asla tum sonuclarin anlatilamayacagi ve hergun farkli bir boyut kazanan bir konudan bahsetmek istiyorum biraz. Bu konu “Din”
Dusunurler, filozoflar, entellektueller dinin nerede, nasil basladigi konusunda genel bir goruse sahiptirler. Bu genel kani, insanin gunun birinde bir tepenin basinda durup etrafina baktiginda; yildirimlari, goklerden bir alev topu gibi dusen, patlamis volkan kayalarini ve magmayi ve etrafinda gordugu her canlinin dogdugunu, buyudugunu ve kendisi de dahil olmak uzere hepsinin bir gun olecegini dusunmesiyle baslamistir. Dusunurlerin bazilari bu korku faktorlerinin dinin temeli oldugunu savunurken bazilari ise bu korku faktorleri yaninda insani mutlu eden faktorlerin bulundugunu soyler. Gecenin yildizlari ve ay, sicakligiyla gunes, yeserip buyuyen doga, bunlarin hepsi insanin faydasinadir ve insan bunlari gordukce gizli bir elin tum bunlari kontrol ettigini dusunmeye baslamistir.
Kisaca soylemek gerekirse, etrafindaki korkutucu olaylar ve etrafindaki guzel olaylar sebebiyle insan iki onemli soyut kavrami icat etmistir: Iyi ve Kotu. Iyi ve kotuden hangisi daha once gelismistir bunu bilmemize imkan yok. Fakat en buyuk olasilik sudur ki birbirlerinin ziddi ve dolayisiyla birbirlerini tamamlayan dusunceler olduklarina gore birlikte gelismis olmalilar.
Bugun sunu acikca biliyoruz ki eger iyi ve kotu kavramlari olmasaydi, dini dusuncenin temelini aciklamak imkansiz olurdu. Ayrica iyi ve kotunun dinin bir icadi degil, insanin icadi oldugunu biliyoruz. Cunku dini metinlerin hepsinde insanlarin kotulukten uzaklasmalari ve iyiye yonelmeleri soylenmistir. Bu durumda dinin iyi ve kotuye bu sekilde bir atif yapabilmesi icin insanlarin hali hazirda iyi ve kotuyu bilmeleri gerekir. Her ne kadar basit bir cikarim gibi gozukse, bu konu iyi ve kotuyu dinin bize ogrettigi kavramlar olarak goren dusunceye karsi onemli savdir.
Tekrar iyi ve kotuye donersek. Insan cevresindeki olaylardan edindigi izlenimleri soyutlayarak iyi ve kotuyu olusturduktan sonra, soyutlamasini daha da ileri goturmustur ve mutlak iyi ve mutlak kotu kavramlari ortaya cikmistir. Pek cok idealist dusunur (materyalist karsiti olarak idealist dusunurler) ilkel insanin bu soyutlamalari yapmak icin entellektuel acidan yetkin olmadigini dusunurler. Benim fikrim bu dusunceye sahip insanlar sirf daha ileri bir cagda yasamis olduklari icin atalarini kucuk gormektedirler. Unutmayalim ki ilk insanlarin dusunsel aktiviteleri cesitlilik acisindan bizlerden geride olasa bile, dusunsel aktivitenin kalitesi en az bizler kadar ileriydi. Bunun kanitini binlerce yil once yapilmis ve gunumuzde ortaya cikarilmis, muzik aleti, duvar resimleri, sus esyasi vs. kalintilaridir hatta eski insanlarin belirli basit ozelliklere sahip bir dil kullandiklari da kanitlanmistir. Ayrica, insanin mutlak iyi ve mutlak kotu gibi iki buyuk soyut kavrama ulasmasi, iyi ve kotuyu cikarmasindan cok daha kolaydi.
Atalarimizin o donemde yasadiklari ortam ve sosyal gruplari, insanlar arasinda rekabeti zorunlu kilmaktaydi. Bu rekabet yiyecek uzerine olabilir, ciftlesme uzerine, aletler veya baska herhangi bir sebep uzerine olabilirdi. Bu rekabette mutlaka bazilari digerlerinden daha ustundur. Insan kuvvet olarak ustunlugu gordukten sonra bunu farkli alanlara uygular. Yildizlar iyidir fakat ay olmazsa cok isik vermemektedirler, dolayisiyla ay yildizlardan iyidir, oysa gunes olmazsa hem isiksiz kalmakta hem de yiyecekleri zamaninda olgunlasmamaktadir. O halde Gunes en iyidir. Diken batmasi kotudur fakat tas uclu bir mizrak yarasi daha kotudur fakat en kotusu atestir cunku uzun sure atese maruz kalmak hem korkunc aci vermektedir hem de derinin bir daha ayni olmamasina sebep olmaktadir. O halde ates en kotudur.
Bu basit karsilastirma mantigi, dogaya ve dogadaki canlilara ve insanlarin kendilerine uygulandiginda, atalarimiz bazi hayvanlarin iyi bazilarinin daha iyi oldugunu, bazilarinin kotu bazilarinin daha kotu oldugunu, bazi insanlarin iyi fakat bazilarinin onlardan da iyi oldugunu hatta iclerinden bir veya ikisinin en iyi oldugunu ve tam tersi bir mantikla kotu, daha kotu ve en kotu insanlari belirlemislerdir. “Peki ama tum varliklar arasinda en iyi kimdir ve en kotu kimdir?” sorusunun cevabi ise mutlak iyi ve mutlak kotuyu getirmistir. Mutlak iyi ve mutlak kotu ortaya cikarildiktan sonra mutlak iyiye tapilmis, mutlak kotu taslanmistir.
Bugun acikca biliyoruz ki tanri fikri ilkel atalarimizin sade bir mantikla ortaya cikardiklari bir kavramdir. Elbetteki bu cikarim kisa surede ortaya olmamis, olgunlasmasi nesiller boyu surmustur.
Iste bu cikarimlardan sonra veya belki de bu cikarimlar esnasinda dogmus olan din, bu iyi ve kotu fikrine atif yapmaktadir. Fakat insanlara yine baska bir insan tarafindan anlatilan dinin herkes tarafindan kabul gormesini nasil saglayabilirlerdi? Eger dini anlatan insan tum diger insanlar gibiyse ve siradansa, nasil onlardan daha iyi bilebilirdi? Iste bu sorular yuzden dini anlatanlar kendilerini mutlak iyinin bir parcasi olarak gostermisler, onunla baglari oldugunu, onunla konusabildiklerini iddia etmislerdir. Mutlak iyi’nin yada yeni adiyla tanrinin onlara iyilik yapmak istedigini (baslangicta tanrinin ozunde iyi bir varlik olmasi gibi basit bir sebepten dolayi) onun sozunu dinlemeleri gerektigini soylemislerdir. Elbetteki sozler siradan bir insanin sozleri yerine, tanrinin sozleri oldugunda soylenenler daha buyuk bir anlam tasimaya baslamistir. Bu basit mantigin izlerini en kuvvetli olarak samanizmde gorebiliriz. Samanizm dogrudan dogruya kutsal varliklarla kurulan bir bag ile ilgilidir. Samanizmde acik olan bu oge tek tanrili tum dinlerde kendini farkli sekillerde gostermistir. Fakat tek tanrili dinlerde, dini anlatanin tanrinin bir parcasi olmasi ve anlatilan seylerin kisinin degil tanrinin sozleri oldugu fikri birlikte kullanilmistir. Elbette bunun yaninda pek cok farkli yontem dinin icine uygun sekilde oturtulmustur fakat onlari su anda tartismayacagim.
Bu noktada tanri varliklarin en iyisi olarak kendi yerini saglamlastirmistir. Fakat bahsettigimiz uzere mutlak iyinin karsisinda mutlak kotunun de bulunmasi gerektigi icin, Mutlak Iyi olan tanrinin karsina baslangicta mutlak kotu olan tanrilar yerlestirilmistir. Mutlak Kotu tanrilarin dusunsel olarak bulunuslari mutlak iyi olan tanrilarin bulunuslari ile ayni sekilde; sadece iyi yerine kotu koyularak ortaya cikmislardir. Eski insanlar arasindaki rekabet ortamini tekrar ele aldigimizda bunun etkilerini eski dinlerde gorebiliriz. Cok tanrili dinlerdeki tanri dusuncesini bir skala olarak ele alabiliriz. Skalanin en uc kisimlari mutlak iyi ve mutlak kotuyu temsil eder. Insanlar arasinda nasil iyiler, daha iyiler ve en iyi varsa eski tanri inanislarinda da iyi tanrilar, daha iyi tanrilar ve bir tane en iyi tanri vardir. Skalanin diger ucu da ayni mantikla bolunmustur, kotu, daha kotu ve en kotu. Bu dusunce sistemi ve insanlar arasindaki guc rekabeti tanrilar arasinda bir hiyerarsi yaratmistir. Insanlar nasil ki sadece iki cesit insana boyun egiyorsa (yaptigi iyilikler ve gucu sebebiyle en guclu ve en iyi insan liderdir veya yaptigi kotulukler sayesinde, saldigi korku ile en guclu ve en kotu olan lider konumuna ulasir)tanrilari da kendileri gibi dusunmusler ve en iyi tanriyi diger iyi tanrilardan ustun tutmuslar veya en kotu tanriyi diger kotu tanrilardan ustun olarak dusunmuslerdir.
Modern tek tanrili dinler ayni hiyerarsik sistemi degistirerek ve eski dini metinleri uyarlayarak sunmuslardir. Burada onemli bir nokta modern tek tanrili dinlerin Mutlak Iyi tanriyi en ustun varlik olarak gostermeleri, mutlak kotu tanrilari ise yok ederek onlar yerine eskiden Mutlak Iyi tanriya hizmet eden ve onun yarattigi bir varligin tanriya ihanet etmesi sonucu ortaya cikmis bir mutlak kotu sunmalaridir. Dolayisiyla mutlak kotunun en buyuk ozellikleri: ihanet, yalan ve hiledir. Bu noktada antik caglarda ve hatta daha oncesinde yapilan savaslarda hainlerin rollerini hatirlamakta fayda var. Bir kusatma esnasinda kusatilmis sehirin icinden birisinin saldiran tarafa yardim ettiginde sebep olacagi katliam bu antik donemlerde yasanabilecek en korkunc olaylardan biriydi. Insan dusuncesinin dogasi geregi bu olaylar da soyutlanmistir. Insanlar bu hainlerin siradan bir sebepten dolayi herkesi tehlikeye atmayacagini, ve bir tur cikar saglamalari veya birine hizmet ediyor olmalari gerektigini dusunmuslerdir. Bu noktada hali hazirda toplumda bulunan dusman imaji otomatik olarak mutlak kotuyu cagristirmaktadir. Eger kusatilanlar iyi insanlarsa ve Mutlak Iyi olan tanriya hizmet ediyorlarsa, karsi taraf Mutlak Kotu tanrinin hizmetkari olmalidirlar. Ayni dusunce sistemini Modern tek tanrili dinlere uygularsak gunumuzde bile pek cok savasta kullanilan bir dusunceye variriz “Bizler tanrinin askerleriyiz, karsi taraf ise Seytanin”.
Modern tek tanrili dinlerin baska bir buyuk ozelligi, binlerce yil once yapilmis olan soyutlamayi en ust seviyesine ulastirmis olmalaridir. Eski dini metinlerin uyarlamalari ve yeni dini metinler o kadar soyut dusuncelere, o kadar soyut varliklara isaret etmektedir ki, bu dinlerle birlikte, dinin insan yasamindan esinlenen bolumu neredeyse tamamen kapatilmis ve unutulmustur (veya unutturulmustur). Iste bu unutma insanin dini kendisinden ustun gormesine sebep olmustur. Gunumuzdeki din adamlari ve kadinlari tipki eski dinlerde oldugu gibi kendi soylediklerini degil tanrinin soylediklerini bize anlattiklarini soylemektedirler fakat bugun, anlatilanlarin yine insanlarin yarattigi kavramlar oldugunu dusunmek neredeyse imkansiz oldugu icin eski din adamlari veya kadinlarina gore cok daha buyuk guce sahiptirler. Bu gucun en acimasiz etkileri orta cag sirasinda gorulmustur ki, o donemin dini dusunceleri ve bu dusuncelerin ortaya cikardigi sonuclar apayri bir baslikta incelenmelidir.
Modern tek tanrili dinlerin, insan hayatinin dini etkiledigi dusuncesini bastirmalari elbette kolay olmamistir. Bazi insanlar bu bagi hala gorebiliyor dolayisiyla dini elestirebiliyorlardi. Bu konuda iki ayri ornegi incelemek istiyorum. Birinci ornegimiz Aydinlanma caginin unlu dusunuru Voltaire.
Voltaire dini inanisi bakimindan kendisini “deist” olarak tanimlar. Kisaca aciklayacak olursak: “Deizm tum evreni bir tanrinin (veya yuce bir varligin) yarattigina inanan ve bunun (hatta tum diger dini bilgilerin) sadece dogaya ve dunyaya bakarak, dusunce ve gozlem yoluyla bulunabilecegine ve bunun inanca veya kurumsallasmis dine gerek olmadan yapilabilecegine, inanan dini ve felsefi bir gorustur. Deistler genel olarak insanin tanri ile konusmasi veya mucizeler gibi, ilahi gucun insan hayatina mudahele ettigi dusuncesini reddederler. Yine genel olarak Deistler, peygamberlik ve mucizeler gibi doga ustu olaylara inanmaz ve tanrinin (yada yuce varligin), insanlara mudahele etmeden ve doga yasalarini bertaraf etmeden belirli bir amaci (bir plani) gerceklestirdigine inanirlar. Kurumsallasmis dinin tanrinin sozleri veya kutsal kitaplar olarak gordugu seyleri, deistler kutsal nesneler olarak degil baska insanlar tarafindan yazilmis metinler olarak gorurler”[1].
Bu dusunce akiminda Voltaire’in rolu onemlidir cunku kendisi sadece Deist inanisiyla daha once bahsettigimiz kurumsallasmis dinlerin, dini insan yasamindan bagimsiz olarak gosteren soyutlamasini reddetmekle kalmamis veya sadece dini inanisin dogal yasamdan ortaya cikacagini soylememis daha ileri giderek cok onemli bir gozlem yapmistir. Voltaire tanri dusuncesinin eninde sonunda ortaya cikacagini ve bu durumda en mantiklisinin onu dusunce ve mantik sinirlari icinde organize etmek oldugunu savunmustur. Fakat bu organize etme seklinin kurumsallasmis dinle degil, her insanin dunyaya bakis acisiyla olusturmasi gerektigini soylemis ve tanri inancinin sadece insanlarin kendilerine has olmasi gerektigini dusunmustur. Voltaire (insan aklinin soyutlama ozelligini akilda tutarak) tanri dusuncesinin olusmamasinin imkansiz oldugunu one surmus fakat, kurumsallasmis dini elestirmistir. Dusunulenin aksine ateist olmayan ve tanriya inanan Voltaire’in tanri inancinin mutlaka olusacagi ve bunun bireysel olarak kalmasi gerektigi dusuncesini meshur sozunden anlayabiliriz “Eger tanri var olmasaydi, onu icat etmek gerekirdi”. Bu sozuyle Voltaire tanrinin var oldugunu dusundugunu acikca belirtmis ve eger var olmasaydi bile dusunce yoluyla bir tanrinin bulunmasi gerekecegini savunmustur.
Kullanacagim ikinci ornek biraz daha radikal goruslere sahip olan Michael Bakunin. Kisa ve basit olarak soylemek gerekirse Bakunin tanrinin varligini tamamiyle rededer. Bugun tanrilsal olarak gorulen tum inanis ve olaylarin sadece insanlarin hayal guclerinden ortaya cikmis dusunceler ve olgular oldugunu ileri surerek, bazi insanlarin bu “tanrisal” olgulari kullandigini ileri surer. Bakunin’ e gore din ve tanri insani kolelestiren en buyuk iki kavramdir ve insanlarin bu konuda bir ikilem icinde olduklarini soyler. Bu ikilem surada yatiyor der Bakunin “Bu ikilem surada yatiyor: Tanri’nin var olmasini fakat ayni zamanda insanligin da varolmasini istiyorlar. Bu, bir kez ayrildiginda bir daha ancak birbirini yok etmek icin bir araya gelecek olan iki dusunceyi birlestirmek konusunda israr ediyorlar. Bir solukta ‘Tanri ve insanligin ozgurlugu icin’ diyorlar. ‘Tanri ve insanligin serefi,adaleti, kardesligi, refahi icin’ diyorlar, Tanri var olursa digerlerinin yok olmaya mahkum oldugunu acikca gosteren mantik hatasini gormeden. Cunku eger Tanri varsa, o sonsuz, en ustun, en buyuk efendidir ve eger boyle bir efendi var ise insan sadece bir koledir; bu durumda eger insan bir kole ise ne adalet, ne esitlik, ne kardeslik ne de varlik insanlar icin mumkun degildir. Beyhude bir yere iyi niyetli yuzlerini takinarak ve tarihin ogretilerini isaret ederek bizlere, Tanrilarinin insan ozgurlugunu ne kadar hassas olarak dusundugunu soyluyorlar. Bir efendi her kim olursa olsun ve kendini her ne kadar ozgurlukcu olarak gostermeye calisirsa calissin her zaman bir efendi olarak kalacaktir. Onun varligi mecburi olarak onun altinda bulunan herkesin koleligi anlamina gelmektedir. Bu yuzden eger Tanri varolsaydi, insan ozgurlugune tek bir sekilde hizmet edebilirdi, o da kendini yok ederek...”[2]
“... Insan ozgurlugunun kiskanc bir asigi ve onu insanligin hayran oldugumuz ve saygi duydugumuz en onemli kosulu olarak goren bir insan olarak, Voltaire’in sozunu tersine cevirmek istiyorum. Eger Tanri gercekten var olsaydi, onu yok etmemiz gerekirdir.”[3]

Devam Edecek...

Referanslar:
[1] "Deism." Wikipedia, The Free Encyclopedia. 15 Sep 2009, 11:17 UTC. 15 Sep 2009 <http://en.wikipedia.org/w/index.php?title=Deism&oldid=314080968>.
[2] "Mikhail Bakunin." Wikiquote, 15 Sep 2009, 11:17 UTC. 15 Sep 2009, <http://en.wikiquote.org/w/index.php?title=Mikhail_Bakunin&oldid=999301>.
[3] "Mikhail Bakunin." Wikiquote, 15 Sep 2009, 11:17 UTC. 15 Sep 2009, <http://en.wikiquote.org/w/index.php?title=Mikhail_Bakunin&oldid=999301>.
[4] Dusunce Tarihi 14. Basim, Orhan Hancerlioglu, Remzi Kitapevi, ISBN 978-975-14-0001-7